| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Haberler ve MakalelerRSSYorum RSS
Yazılar

Migren Nedir ve Olusumu 

1371 Migren, çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Tedavi edilmemiş sinüzit hastalığının migrene dönüştüğü varsayılmaktadır.

Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Kişi ataklar arasında kendini tamamyle normal hisseder, ancak bir sonraki atağın endişesi içindedir. Eskiden "sadece bir baş ağrısı tipi" olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir.

Migren ağrısı genellikle orta şiddette ya da şiddetlidir ve kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir; hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Baş ağrısı zonklayıcı ya da nabızla birlikte atan şekilde hissedilebilir ve başın tek bir yanında yerleşebilir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir.

Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür; kadınlarda 18.6 ve erkeklerde 6.5 oranında görülmektedir. Yapılan çalışmalarda bir hekim tarafından teşhis konulmamış olan migren hastası oranının kadın hastalarda 59 a, erkeklerde ise 70 e ulaştığı gözlenmiştir.

Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır. Oysa ki migren ilaçla tedavi edilebilir. Günümüzde migreni önleyen ya da tedavi eden çok sayıda ilaç bulunmaktadır.

Egzema Nedir?Egzamanın Cesitleri,Belirtileri ve Tedavisi 

egzama, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli deri hastalığı. Başlıca özelliği, kızarık deri üzerinde beliren kabarcıklardır. Akut, kronik, yaş ve kuru egzama gibi türleri vardır.




Egzama çeşitleri

Kenarlı hebra egzaması
Apış arasında ve uylukta görülen mantar hastalığı. Bir dermatofitondan Epidermophyton floccosum, Tricadan rubrum, T. interdigatele ileri gelen kenarlı egzamalar erkeklerde daha sık görülür. Kaba etin iç yüzeyinde, kenarları grintili çıkıntılı, ortası daha soluk, kırmızı lekeler ortaya çıkar. Lekeler bir yan da ya da iki yanda olur, kaşıntılıdır ve kenarları kabarcıklarla sınırlıdır. Mantar ilaçlarıyla tedavi edilir.

Seboreli egzama
Seborenin görüldüğü bögelerde yerleşen kırmızı, pullu, yağlı görnümlü lezyonları içeren deri hastalığı. Seboreli egzama, saçlı deride ve bunun kenarlarında, alında seboreli kask, kaşların üzerinde ya da aralarında, burun-yanak oluklarında, kulak arası girintilerde, kulak yolunda, göğüs kemiğinin orta yerinde seboreli madalyon görülür. Bazı egzamamsı egzamatit deri hastalıkları ile sınırları pek belirsizdir. Tedaviden kolaylıkla sonuç alınabilir indirgenler özellikle yerel kortikoitler fakat bu egzama tipi bir hastalıktan fazla bir durumu belirtiğinden yinelemeler her zaman olasıdır.

Egzama en sık görülen deri hastalığıdır
Şekiller ne olursa olsun, üstderide dokusal bir birime her zaman rastlanır: egzoseroz ve sponijoz süngerleşme. Maphigi mukoza cisimcikleri oluşan sıvıyı emer, hücreleri birbirinden ayırır, sonra desmoslarda hücreleri birleştiren bağları koparır ve üsderinin içinde kabarcık oluşmasına yol açar.Böylece egzama birçok evreden geçer:kızarıklık, kabarcıklanma, akıntı ve kabarcıklar kuruduktan sonra parlaklık ve pullanma.

Fakat bu evrelerin hepsi birden bulunmayabilir, çoğu zaman bunlardan biri üstün durumdadır. Egzama akut olabileceği gibi genellikle akıntılı ve çok kaşıntılı süreğen de kronikleşme olabilir. o zaman daha çok kızarıklık ve pullu, zaman zaman kabarcıklı ve değişik şiddetle kaşıntılı.

Yer yer madeni para biçiminde olabileceği gibi yaygın da olabilir. Bazı yerleşim bölgeleri karakteristiktir.

Ellerde disidrozgörünümündedir. Memelerdeki egzama her zaman çift taraflıdır ve çoğu zaman bir uyuz belirtisidir. Memede, bir yanda egzamaya benzer bir deri hastalığı görüldüğünde Paget deri hastalığı akla gelmelidir kanser hastalığı.


Genellikle iki tip egzama vardır:

Edinsel egzama
Edinsel egzama ya bir iç etmene karşı duyarlılıktan nispeten ender rastlanır, çünkü iç etmenlerden doğan deri hastalığı çoğunlukla kurdeşen biçiminde ortaya çıkar ya da bir dış etmene karşı duyarlılıktan gelir.


Temas egzaması
Aslında ayrım kesin değildir, çünkü temas egzamasının ortaya çıkması için genellikle önceden hazırlıklı bir bünye gerekir. Temas egzaması genellikle meme çocuklarında görülen egzama tipidir. 3 aylığa doğru ortaya çıkar ve ilk olarak yüzden başlar. Evrim belirsizdir. 2 ya da 7 yaşlarında kesin olarak iyileşebildiği gibi, büyük çocuklukta ve yetişkinde yavaş yavaş süreğen hale de gelebilir. Bazen astım gibi başka alrjik hastalıklar buna eşlik edebilir. Temas egzaması sayıca çok fazladır ve çoğunlukla mesleklere bağlıdır.

Egzamayı oluşturan etkenler
Egzama, zamansız uygulanan bir ilaç yüzünden de ortaya çıkabilir kükürt, civa, antihistaminikler, sülfamitler, penisilin, vb. ile yapılmış tozlar ya da merhemler.

Ev kadınlarında görülen egzama el egzaması çamaşır suyundaki potasyum bikromata, çeşitli çamaşır sularına, hatta lastik eldivenlere bağlıdır.

En sık görülen temas egzamalarından biri kozmetiklerden ve saç boyasından para grubu ileri gelir. Güzellik müstahzarları, özellikle kokulu oldukları zaman, sayısız yüz egzamalarına neden olabilirler. Tırnak cilasının özel bir yeri vardır, tırnaklarda egzama yapmaz, ama göz kapaklarında yapar.

Giysilerin yaptığı egzamalar genellikle kauçuktan ve sentetik dokumalardan ileri gelir oysa, aslı nedeni boyadır, özellikle siyah,mavi ve yeşil renkli boyalar, yoksa hep söylendiği gibi kumaş değil. Boyundaki egzama çoğunlukla yüksek yakalı hırka giyilmesinden ileri gelir. Ayak egzaması ayakkabıdan ileri gelebilir deri boya, cila ya da yapıştırıcı. Madenler özellikle nikel bir temas egzamasına neden olabilir saat bileziği, zincir vb.. Deri testleri bazen temas egzamasının nedenini ortaya çıkarabilir.

Enfeksiyon egzamaları mikrop ya da mantar kökenlidir. Ama enfeksiyon mu egzamaya neden olmuştur, yoksa enfeksiyon mikrop kapan egzamanın mı sonucudur, kestirmek zordur.


Atopik Egzama
Atopik ekzema, atopik dermatit döküntü ve kaşıntıya neden olan kronik ve alevlenmelerle seyreden bir deri hastalığıdir. Genellikle ailesinde astım, alerjik rinit gibi atopi alerji öyküsü bulunan kişilerde görülür.

Atopik dermatit sıklığı giderek artmakta olan bir deri hastalığıdir. Günümüzde hemen hemen her 5 çocuktan birinde görüldügü belirtilmiştir. Hastalık genellikle yaşamın ilk yılında ortaya çıkar ve yeni teşhis konan olguların 50 si 12 aylıktan küçük bebeklerdir. Atopik dermatit küçük çocuklarda daha sık görülen kronik bir hastalık olmasına karşın her yaştan hastayı etkileyebilir. Atopik dermatit bulaşıcı değildir.


Tedavisi
Akut evrede eski ilaçlar halen değerini yitirmemiştir; ihlamur ile ıslatmalar, suyla tutulmuş hamur ya da bezoini olmayan taze domuz yağıyla hazırlanmış hamur kompresleri, ellerde önemli bir akıntı varsa 2 gümüş nitrat eriyiği sürme. Pullanma evresinde indirgenler ihtiyol, katran kullanılır. Yerel kullanılan kortikoidler çok büyük yarar sağlar kıllı bölge ya da kıvrımlarında losyonlar, ıslak bögelerde kremler, kuru bölgelerde merhemler, ama yüzde, flüorlu olmayanları yalnız kısa sürelerde ve çok büyük ihtiyatla kullanılmalıdır.

Genel tadavi, özgü olsun olmasın duyarsızlaştırmayı öngörür. Antihistaminikler, özellikle kaşıntıya karşı çok yararlıdır. Genel kortizon tedavisinde ağır olgularda başvurulur, tedavi kesildikten sonra çoğunlukla hastalık yine tekrarlar. Bazı kaplıcalarda yapılan banyolar yararlı olabilir.

Erkek ve Kadınlarda Bel Soğukluğu Belirtileri Tedavi ve Korunma Yolları 

Neisseria gonorrhoeae ya da Gonokok olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu İdrar yolları, rahim boynu, rektum ve boğaz ya da göz konjonktiva mukozalarını etkileyen en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında belsoğukluğu hastalığı olarak da bilinmektedir...

Gonore ayrıca deri ve eklemleri de tutabilir,kadınlarda kısırlığa neden olabilir.

Belirtiler
Kadınlar: Büyük bölümünde herhangi bir belirti vermez.Kadının hasta olduğu ancak ilişkide bulunduğu erkeğin teşhisi konduktan sonra ortaya çıkar. Belirti veren kadınlarda, ilişkiden birkaç gün sonra genellikle 7-21 gün idrar yollarının ağzından yeşilimtrak veya sarı renkte kötü kokulu iltihabi bir akıntı olur.Akıntı çevresinde kızarıklık ve şişlik oluşabilir.Sık ve ağrılı idrar yapma şikayeti görülebilir. Erken dönemde tedavi edilmezse enfeksiyon geriye doğru ilerler ve mesane, rahim boynu, rahim, tubalar, overler, genital bölge çevresindeki bezler ve rektum enfekte olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrılar oluşabilir.

Erkekler:Erkeklerde ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler ortaya çıkar.İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli sarı- yeşil akıntı gelir.Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede kızarıklık ve şişlikte oluşabilir.İdrar yapma hissi oldukça sıktır ancak az miktarda idrara çıkılır.

Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi oluşabilir.Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir.Ayrıca salgıların göze bulaşması sonucu konjonktivit de oluşturabilir.Gonoreli bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.

Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme olasılığı artmıştır.

Tanı:

Akıntıdan alınacak örneğin mikroskop altında incelenerek ikropların görülmesi ile veya kültürünün yapılması ile kolayca konulabilir.

Tedavi:

Doktorunuz tarafından verilecek uygun antibiyotiklerle enjaktabl veya ağızdan tedavisi mümkündür.Eşlerin birlikte tedavi olması gereklidir.

Korunma:

Cinsellikle bulaşan tüm hastalıklarda olduğu gibi tek eşlilik ve güvenli bir prezervatif kullanımı hastalıktan korunmayı sağlayacaktır.

Bitkilerin Sağlımız Acısından Onemi 

Bitkiler ve Sağlımıza Faydaları

 

Böbrekleri, karaciğeri, dalağı zehirli ve zararlı maddelerden arındırır. Lenf kanseri dahil olmak üzere, tüm lenf sistemi hastalıklarında kullanıl­malıdır. Lenf sistemindeki tıkanıklıkları açar ve zararlı maddelerden arındırır. Dölyatağı hastalık­larında da kullanılabilir. Bitki çayı, çay içimi, dış­tan kompres ve yıkama biçiminde, deri hastalık­larına, yaralara karşı kullanılabilir. Bitki, epilep­si (sarah) hisleri, Parkinson hastalığı, sinirsel hastalıklar, idrar tutukluğu, kum ve taş rahatsız­lıklarında da önerilir. Her tür böbrek hastalığı ve böbrek iltihabına karşı, yapışkanotu - altınbaşak eşit karışımının çay ile kürsel uygulanmalıdır.

Yapışkan otunun kullanımı
Yapışkan otu çayı: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolu­su kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Günle 2-5 bardak taze demlenmiş çay, gargaralar eşliğinde soğutulmadan içilir.

Yapışkan otu merhemi: İyice yıkanarak ince kıyılan nemli bitkinin özsuyu, mutfak robotu kul­lanılarak elde edilir. Oda sıcaklığındaki tereyağı ile bitki özsuyu iyece karıştırılır ve elde edilen merhem buzdolabında saklanır, üzün süre da­yanmaz, küflenir.

İltihaplara karşı huş ağacı

Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış huş ağacı yaprağı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir.

Bedendeki sıvı birikimlerini (ödemleri), böb­rekleri kesinlikle yormadan veya tahriş etmeden çözebilir. İdrar kesesi iltihabına ve idrar yolları iltihabına karşı etkiliciir. üzün süreli bitki çayı kullanımının sonucunda, bedendeki ürik asit dü­zeyi aşağı çekilebilir. Romatizma, gut ve artrit ra­hatsızlıklarına karşı da kullanılabilir.

Dut özellikleri
* Meyve,yaprak ve kabuklarından yararlanılan bu bitkinin ,yaklaşık 12 türü vardır.
* Hemen her bölgede ve ülkede yetişir.

Dut faydaları
* Kan yapıcı özelliği vardır. İştahı açar. Kilo aldırır.
* İdrarı söktürür. Mideyi güçlendirir.
* Kabız yapıcı özelliği vardır.
* Böbrekteki yağ oranını dengeler.
* Bağırsakların çalışmasını düzenler.
* Anjin hastalığının tedavisinde kullanılır.

Defne ağacı (defne yemişi) özellikleri
* Hemen hemen heryerde yetişen bu bitkinin birkaç türü vardır.
* Özellikle yabanisinden faydalanılır.
* Yaprakları dökülmeyen bu hoş kokulu bitkinin yine yemiş ve yapraklarından yararlanılır.

Defne ağacı (defne yemişi) faydaları
* Müzmin baş ağnlannı geçirir.
* Doğum zorluklarını giderir.
* Adet gecikmelerinde etkilidir.
* Romatizmal ağrıları dindirir.
* Mide iltihaplarını kurutur.
* Karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

Çörek otu (çöre otu, siyah susam, şevkerak) özellikleri
* Yaz aylarında mavi ve yeşil renkte çiçekler açan çörek otu, yol kenarlarında ve ekin tarlalarında yetişir.
* Olgunlaştıktan sonra toplanan meyveleri, güneşte kuru tulmak suretiyle kullanılır.
* Bu tohumlar,ekmek ve çöreklere lezzet verici olarakda katılır.

Çörek otu (çöre otu, siyah susam, şevkerak) faydaları
* İştah açtığı gibi uyarıcı olarakta kullanılmaktadır.
* Süt ve idrar arttırıcı özelliğe sahiptir.
* Adet kanamalarını düzenler.
* Ayrıca yağı saç dökülmesine ve kepeğe karşı yavaşlatı cı olarak kullanılmaktadır.
* Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Çitlenbik (melengiç) özellikleri
* Yaklaşık yetmiş çeşidi olan bu bitkinin meyvesinden ,yapraklarından, tohumundan ve sakızından yararlanılır.

Çitlenbik (melengiç) faydaları
* Ağız salyasının kesilmesini sağlar.
* Saçları koyulaştırrr. İdrarı söktürür.
* Midedeki müzmin ağrıları geçirir.
* Yaraları iyileştirici özelliği vardır.
* Dalak için çok yararlıdır. Öksürüğü keser.
* Ayak terlemesini önler. Şişmanlatıcı özelliği vardır.
* Böbrek kumlarının dökülmesini sağlar.

Çilek (koca yemiş) özellikleri
* Saplar sürüngen olan bu bitkinin beyaz çiçekleri vardır, birçok türü bulunur.
* güzel kokuludur meyvesinden yararlanılır.

Çilek (koca yemiş) faydaları
* Mide ve bağırsak tembelliğini giderici özelliğe sahiptir
* Vücuda zindelik verir.
* Hastalıklara karşı bağışıklık kazandırır.
* Tansiyonu düşürür. Îdrarı söktürür.
* Bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar.
* Safra hastalığının iyileşmesine yardımcı olur.
* Karaciğer yetmezliğine iyi gelir.
* Ateş düşürücü özelliği vardır. Cildi güzelleştirir.
* Diş taşlarının erimesinde yardımcı olur.
* Damar sertliğine iyi gelir. Mideyi kuvvetlendirir.
* Romatizmal hastalıklara iyi gelir.

İnsanların Korkulu Ruyalarından Diş Apsesi Nedir,Belirtileri ve Tedavisi 

Apse Nedir?
Bazı kişiler diş curumesi ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir. Eğer enfeksiyon kemiğe ulaşırsa, diş kaybedilebilir. Enfekte diş kökü ve şişmiş doku ağrıya neden olabilir. Eğer kök ölürse, ağrı yok olacak, ancak yavaş yavaş da bitişik kemiğe zarar verecektir. Enfeksiyonun bir bölümü olarak oluşan irin, çene boyunca bir kanalı aşındırabilir ve diş eti üzerinde bir şişme ya da içi irinle dolu bir deri lezyonuna yol açabilir.

Apse Belirtileri

  •  Dişte sürekli ya da zonklama şeklinde ağrı;
  •  Sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassasiyet;
  •  çiğnerken ağrı;
  •  Boyunda şişmiş lenf düğümleri
  •  Ateş ve genel kırıklık.

Apse Teşhis

Eğer dişinizde sürekli ve zonklama tarzında bir ağrı varsa, çiğnerken ağrı duyuyorsanız ya da sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassassanız apseli bir dişiniz olabilir. Hafif ateş, boyunda şişmiş lenf düğümleri olabilir ve genel olarak kendinizi iyi hissetmezsiniz.

Sızlayan dişin yanındaki diş eti üzerinde oluşan şişme bir noktada patlayabilir ve patlarken ağzınızda kötü tat ve koku bırakan yoğun bir sıvı çıkarabilir. Aynı anda, ağrı büyük bir olasılıkla geçecektir. Eğer bu semptomlardan herhangi birini yaşarsanız, derhal diş hekiminize başvurun. Diş hekiminiz dişinizi muayene eder ve ne yapılması gerektiğine karar verir.

Apsenin Tedavisi

Diş hekiminize gitmeden önce, aspirin ya da başka bir ağrı giderici alarak apse ağrısını geçirmeye çalışabilirsiniz. Yalnız, aspirini doğrudan dişinizin ya da çevre dokunun üzerine uygulamayın. Ağzınızı saat başı ılık, tuzlu suyla çalkalamak yatıştırıcı olabilir ancak tedavi edici değildir.

Geçmişte, apseli bir dişe yapılan tek tedavi, dişin çekilmesiydi Belirli koşullar altında diş çekimi yine de uygun olabilir. Ancak, günümüzde diş hekimleri genellikle apseli dişleri iyileştirmektedirler.

İlk adım olarak, diş hekiminiz büyük bir olasılıkla enfeksiyonu gidermek için bir antibiyotik tedavisi uygulayacak. böylece enfeksiyonun vücudunuzun diğer bölümlerine yayılmasını önleyecektir. Rahatlamanız için ayrıca reçeteye ağrı giderici ilaçlar yazabilir.

Dişinizi kurtarmak için diş hekiminiz, o bölgeyi uyuşturabilir ve daha sonra o dişin diş özü yuvasına bir delik açabilir. Bu basıncı azaltacaktır. Diş özü yuvası temizlenir, dezenfekte edilir ve hareket etmeyecek şekilde bir maddeyle doldurulur. Apseli diş temizlendikten sonra eğer şişme devam ediyorsa, diş hekiminiz aktinomikoz adı verilen bir hastalık olup olmadığını anlamak için özel bir kültür yapmayı isteyebilir.

Bir sonraki adımda diş hekimi diş içine geçici bir dolgu koyacaktır. Enfeksiyon temizlendikten sonra

Diş hekimi büyük bir olasılıkla sizi birkaç ay içinde tekrar görmek isteyecektir. Tekrar gördüğünde ise apsenin bıraktığı boşlukta kemik ve dokunun büyüyüp büyümediğini saptamak için dişin röntgeni çekilecektir. Eğer boşluk sağlıklı görünüyorsa, tedavi biter. Enfeksiyon devam ederse, ek tedaviler gereklidir ve diş hekimi sizi hastalıklı dokunun (zaman zaman kökün ucunu da içeren bir küçük kısım) ortadan kaldırılması için ameliyat edecek olan bir uzmana gönderebilir.

Kalbiniz İcin İşte Size Altın Değerinde Bilgiler 

• Kalbimizi rahatsız eden bazı risk faktörleri üstünde fazla bir şey yapa­mayız. Risk oranı yaş ilerledikçe artar. Ancak kadınlar, menopoz dönemine kadar kalp hastalıklarına yakalanma bakı­mından daha korunaklıdırlar. Ne var ki bu devreden sonra erkeklerle kadınların kalp has­talıklarına yakalanma olasılığı eşit duruma gelir. Bunun yanı sıra kalıtım da Önemli bir etken. Ancak diğer risk faktörlerini denetleyebilir ve kontrol altında tutabiliriz. Bunların başlıcalan yüksek kolesterol, tansiyon, sismanlık, şeker hastalığı, hareketsizlik, sigara, stres ve duzensiz beslenme gibi faktörlerdir.

• Yağların vücuttaki dağılımı, kalp krizinin en önemli habercilerindendir. Özellikle kadınlarda görülen yağların baldırlar ve yan taraflara top­lanması kadınlar için o kadar önemli olmazken erkeklerdeki yağların göbek bölümünde toplanması, kalp krizi rikini Kadınlara oranla iki misli artırıyor, kalp hastalıkları riskini de on bir kez çoğaltıyor.

• Normal elektro çekilirken uzanmak ve hare­ketsiz kalmak yanlış sonuçlar doğurabilir ve kalbimiz hakkında yanlış bilgiler verebilir. Bu nedenle pedal çevirirken veya merdiven çıktıktan sonra eforlu bir elektro kontrolü daha doğ­ru sonuçlar verir.

• Kalp krizinin belirtileri aynı deprem gibi ön­ceden ortaya çıkmaz. Ancak çoğu kez kalp kri­zi bir göğüs veya sol kolumuzdaki bir ağrıdan hemen sonra ortaya çıkar. ‘Diğer bazı sinyaller ise, kalp atışlarının aniden hızlanması, küçük eforlar için büyük zorluk ve yorgunluk, şişen bacak ve topuklar, göğüste basınç hissi soğuk terlemeler, mide bölgesinde ağrıdır.

• ilk ağn ortaya çıktığında vakit kaybetmeyin. Efor sarfetmeyip yarı oturur bir biçimde uza­nın, bir aspirin alın. Damarlardaki tıkanıklığı önleyen ilaçlar ancak erken müdahalede yarar­lıdır. Ani bir kalp krizinde göğüs ve gerekirse solunum masajı en önemli ilk yardım önlemleridir.

• Beslenme açısından günde üç öğün yemek yararlıdır, içinde süt ve yoğurt bulunan iyi bir kahvaltı başlangıç için idealdir. Aşırı koleste­rol bulunan etli ve yağlı yiyeceklerde aşı­rıya kaçmamak, bolca meyve, ve sebze yemek gerekir. Alkollü içkilerden şarap iki kadehi geç­memeli ve kesinlikle sert içkiler içilmemelidir.

• Şeker hastalığı kalp krizini artıran faktörlerin başında gelir. Bu yüzden bu hastalar sürekli olarak glisemilerini yani kan şekerlerini ölçtürmeli ve tansiyonlarını kontrol altında bulun­durmalıdırlar.

• Sigara içme alışkanlığı, kalp krizi olasılığını beş kez artırır. nikotin kalp atışlarını artırırken damarlardaki tansiyonun yükselmesine sebep olarak, damarların tıkanmasını kolaylaştırır. Si­garayı bırakan bir kişi ancak 5-7 yıl sonra hiç içmemiş biriyle aynı kalp krizi riskine sahip olur.

• Stres de kalp hastalıklarına yol açan başka bir etkendir. Stresli bir olay karşısında organizma­mızdan salgılanan bazı hormonlar damarları hasara uğratarak kalp krizi riskini artırır. Bu ne­denle yaşamı daha sakin ve rahat karşılamanın yollarını bulmak gerekir.

• Fiziksel bir etkinlik veya spor düzenli yapıldı­ğında kalp krizi riskini azaltabilir. Haftada en az üç kez yirmişer dakika spor çok yararlıdır. Tenis ve duvar tenisi gibi fiziksel ve sinirsel ge­rilim yapan ve dikkati yoğunlaştırmayı gerekti­ren sporlardan uzak durun.
Bu önlemlere sağlıklıyken uyulması halinde kalbin sahibine ve çevresindekilere sürpriz yap­masına izin verilmemiş olunur

Fazla Kilolar ve Kalbe Verdiği Zarar 

Kalp Sağlığınız İçin Şişmanlık İyi Değildir
Enfarktüse zayıflar şişmanlardan daha iyî tahammül etmektedir. Lüzumundan fazla yağ Miyokart Enfarktüsü ve et, kalp üzerine bir yük teşkil eder. kadar şişmansa bu fazla et ve yağı için o kadar uzun damarlara ve kalbin de o’. dar fazla çalışmasına ihtiyaç vardır. Hastalanmış bir kalp bu vazifeyi ifada güçlük çeker. Şişman erkeklerde miyokart enfarktüsünden ölüm nispeti zayıflara nazaran %40 fazladır. Kadınlarda nispet, daha yüksek olup şiş­man kadınlar miyokart enfarktüsünden zayrf kadınlara nazaran %75 daha fazla ölürler. Ka­dınlar şişmanlarlarsa erkeklere nispetle haiz oldukları avantajı tamamen kaybederler. İncelemeler gösteriyor ki kalp damarı sertİeşmiş kimselerde fazla şişmanlık çok tehlikeli­dir. Her kilo alışla tehlike biraz dana artar. Hekiminizin size kilo kaybetmeniz için yaptığı ısrarları makul görüp ona yardım etmelisiniz. Kilo kaybetmek pek zor birşey değildir. Dikkatle tanzim edilen bir diyet, bu.iş için kâ­fidir. Kalbinizin damarlarında olup bitene karışmak pek elinizde değilde de iştahınızla mü­cadele etmek elinizdedir.

Varikoselin Tanısı Olusum Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri,Belirtileri 

Varikosel testislerdeki kanı boşaltan venlerin toplardamar genişleyip varisleşmesidir. Toplardamarların iç yüzeyinde kan dolaşımını düzenleyen kapakçıklar işlevlerini yitirmiştir ve kanı boşaltamamaktadır...

Puberte sonrası erkeklerin yaklaşık yüzde 10-20 sinde görülür. Kısırlık infertilite şikayeti olan erkeklerin ise yaklaşık yüzde40 ında varikosel mevcuttur. Sekonder infertilite şikayeti olan erkeklerde önceden en az bir çocuğu olan ancak şimdi kısırlık şikayeti çeken ise bu oran yüzde 80 lerin üzerine çıkmaktadır.

Varikosel her iki testiste de görülebilir. Ancak anatomik komşulukları dolayısı ile sol testiste görülme oranı yüzde 85, sağ testiste görülme oranı ise yüzde 15 civarındadır. Bir taraftaki varikosel genellikle diğer testisi de etkilemektedir.


Belirtiler: Varikosel çoğu zaman hiçbir belirti vermez. Ancak bazen aşağıdaki belirtiler görülebilir:

Testislerde ağrı
Testislerde küçülme
Testislerde dolgunluk hissi
İnfertilite kısırlık
Gözle görülebilen genişlemiş damarlar
Ele gelen genişlemiş damarlar

Varikoselin neden kısırlığa sebep olduğu konusunda henüz kesin bir bilgi yoktur. Ancak genişleyen damarların testislerde sebep olduğu ısı artışının sperm üretimini olumsuz etkilediği, genişleyen damarlarda biriken kanda anormal konsantrasyonlara ulaşan böbreküstü bezi ve renal ürünlerin sperm oluşumunu olumsuz etkilediği, yine bazı metabolik ürünlerin artması ve oksijenlenmenin azalmasının sperm üretimini olumsuz etkilediği gibi birtakım teoriler mevcuttur.

Tanı: Bazen hastalar testislerinde gördükleri veya ayakta iken ellerine gelen genişlemiş damarlar sebebi ile doktora gelirler.Doktor tarafından yapılacak elle muayene ile genellikle teşhis konur. Bazen ultrasonografi gerekebilir.

Bütün varikoselli hastalara 4 günlük cinsel perhizden sonra sperm tahlili spermiogram yapılıp sperm sayısı, hareketliliği ve şekilleri araştırılmalıdır. Hastaların yaklaşık yüzde70 inde sperm yoğunluğu ve hareketliliği azalmış, şekilleri bozulmuştur. Bu hastalarda yüksek oranda kısırlık görülür.

Tedavi: Kısırlık şikayeti olan varikoselli erkeklerde, çok yoğun ağrı şikayeti olanlarda ve testislerinden biri diğerine göre anlamlı küçülme göstermiş varikoselli erkeklerde cerrahi tedavi önerilir.Cerrahi tedavi de varisli venler bağlanır. Basit bir ameliyattır ve genellikle hastane de yatmayı gerektirmez. Ameliyattan 3 ay sonra sperm üretiminde düzelme görülmeye başlar.Sperm tetkiki ameliyattan sonraki 3-6. ayda yaoılmalıdır. Sperm üretimindeki düzelme ameliyat olan hastaların yüzde70 inde görülür.

Bademcik Nedir.Nasıl Olusur Belirtileri ve Tedavisi 

Bademcik denilen tonsiHer, boğazın her iki yanında yer alan, vücudun savunma sisteminin bir parçası organlardır. Üzerindeki çok sayıda delikten içeri giren mikroplar, organın içinde zararsız hale getirilir ve ölü hücreler tekrar bu delikten dışarı atılır, ayrıca antikor üreterek vücudun savunmasına yardımcı olurlar. Ancak bu deliklerin çeşitli etkilerle tıkanması sonucu iltihap yayılarak tüm organı tutar ve bir enfeksiyon kaynağı haline gelir. Bademciğin şişmesi, boğaz ağrısı, ateş, kırgınlık ve yutma güçlüğü akut iltihabın belirtilerindendir.

Çocuklarda çok daha aktif bir organ olduğundan iltihabı da daha sık görülür. Tedavisinde etken mikroplara etkili antibiyotikler, anti septik boğaz gargaraları, antienflamatuar ve ağrı kesici türü ilaçlardan yararlanılır. Bademciklerin görev yapamayıp, bizzat kendinin enfeksiyon kaynağı haline gelmesi kronik bademcik iltihabı demektir. Hastanın şikayetleri, akut olanlara nazaran daha müphemdir. Küçük bir tahriş sonucu hemen ağrı ve yutma güçlüğü oluşurken, düşük dereceli bir ateş ve zaman zaman ağız kokusu şikayetlerdendir. Dolayısıyla sık sık enfeksiyon atağı geçirilmeğe başlar.

Muayenede; bademciklerin etrafında kızarıklık olması, çevre dokulara yapışık olmaları boğaz kültürü sonucunun pozitif olması, kan değerindeki bozulma, tanı koydurur. Bazen anaokulu çocukları ile ilkokul öğrencileri arasında halk arasında "beta" tabir edilen Beta Hemolitik Streptokok salgını olur. Bu mikroba karşı konkada oluşan antikor (kısaca ASO)'un kan değerlerinin normalde 200'ün altında olması gerekirken çok yüksek olması durumunda Akut Romatizmal Kalp Hastalığı denilen, eklemleri tutan ve kalp kapakcıklarında kalıcı hasara yol açan bir hastalık riski çok artar.

Beta mikrobunun tedavisinde penisilin ve türevieri kullanılır. Ancak bademciğin enfeksiyon kaynağı haline gelmesi durumunda kan ASO değerleri bir türlü düşrneye fırsat bulamaz ve bu antikor gidip kalp kapakçığını tutarak, bozulmasına yol açar. Dolayısıyla beta mikrobu taşıyıcısı bu bademciklerin çıkarılması gerekir. Bazen de bademcikler yutmayı ve konuşmayı engelleyecek derecede iri olabilir. Bu durumda organ hasta olmasa bile zararını önlemek amacıyla alınması söz konusudur.

* Özetleyecek olursak;
1- Sık enfekte olan kronik bademcik iltihabı,
2- Beta mikrobu taşıyıcısı bademcikler,
3- Aşırı büyük bademciklerin ameliyatla alınmaları gerekir.

Bademcik için yaş sınırı 3 yaştır. Yani 3 yaş altında bademcik ameliyatı yapılmamalıdır. Gene aynı tip bir organ olan geniz eti ya da bademciği içinse böyle bir alt sınır yoktur. Ameliyat çocuklarda genellikle, genel anestezi altında yapılır. Kısa süren bir ameliyat olup, bugünün modern tıp imkanlarıyla minimal komplikasyonu vardır. Ameliyat yeri ortalama bir hafta içinde iyileşir. Bu dönemde antibiyotik ve ağrı kesiciler kullanılır. Başlangıçta sulu, giderek yarı katı yiyecekler ve 10 gün içinde de normal katı gıdalara geçilebilir.

Bademcik ameliyatı iyi yapıldığında ve doğru gerekçelerle alındığında hastanın şikayetlerinde bariz bir düzelme olur ve genel durum da hızla düzelir. Halk arasında yanlış bilinen bir konu, bademciklerin alındığında, savunma sisteminin zayıflayacağıdır. Böyle bir durum, yapılan klinik araştırmalarla ispatlanmamıştır. Çocuklarda haklı gerekçelerle alınan bademciklerin görevini boğazımızdaki başka dokular üstlenir. Erişkin hastalarda ise zaten bademcik büyük ölçüde fonksiyonunu yitirdiğinden eksikliğinden dolayı bir problem çıkmaz. Ancak tahriş edici etkenlere sürekli maruz kalan kişilerde farenjit tablosu müzminleşebilir. O nedenle sigara, kirli hava boğaz için her zaman zararlıdır.

Bademcik ameliyat yapılmasına karar verilen çocukların ailelerinin yaşadığı en büyük korku anestezi korkusudur. Bu korku aslında yersizdir. Çünkü fazla abartılmakta ve yanlış bilgilere dayanmaktadır. Genel anestezi yurdumuzda yüzbinlerce kez uygulanmakta ancak 20-30 binde bir ölüm duyulmaktadır. Riskin bundan çok daha fazla olduğu durumlarla günlük hayatta sık sık karşılaşmıyor muyuz?

Mesela kaldırımda yürürken araba çarpamaz mı? Bu durumda kaldırım da yürümeyelim mantığı elbette kabul edilemez. Ancak ameliyat ne kadar küçük olursa olsun, hafife alınmamalı her türlü tedbiri anestezist gözetiminde almalıdır. Tüm incelemeler sonucu, anestezi uzmanının muayenesinden geçerek "ameliyat olabilir" oluru olan aileler rahat olup, hekimlerine güvenmeleri gerekir.

Belirtiler
- Boğaz ağrısı,
- Başağrısı,
- Ateş ve üşüme, titreme,
- Boğaz ve çenede ağrıyan bezler.
Bademcikler lenf düğümcükleridir. Ağzınızın gerisinde her iki yanda birer tanedir. Diğer görevlerinin yanında ağıza giren zararlı mikro organizmaları filtre etmek de vardır. Fakat çok fazla bakteri girince direnemezler, iltihaplanır ve şişerler. Buna bademcik iltihabı (tonsilit) denir. Özellikle çocuklar arasında çok yaygındır.

Tedavi
Kendinizde veya çocuğunuzda bademcik iltihabı belirtileri görürseniz, bol bol dinlenin, yumuşak yiyecekler yiyin ve boğazınızı rahatlatacak sulu gıdalar alın. Ilık tuzlu suyla gargara yapmak ağrıyı azaltır. Aspirin veya benzeri ilaçlar (acetaminopen gibi), yardımcı olabilir.

İlaçlar
Bir bakteri enfeksiyonu söz konusu olursa doktorunuz ağızdan antibiyotik alınmasını tavsiye edebilir (10 gün kadar). Belirtiler birkaç günde geçer. Streptokok bakterilerinin bazı türleri nefrit (böbrek iltihabı) veya romatizma da yapabilir. Bunun için antibiyotik tedavisine gerekli süre devam edilmelidir.
 

İnsanlarda Yasadıkca Değisen Hormonların Faliyetleri 

Kadın: Bu dönem genç kızlıktan kadınlığa geçiş dönemidir.  10 lu yaşların başında bir kız çocuğunun bedeni ergenlik çağına girişin etkisiyle gelişir.  Beyin alt kısımındaki hipofiz bezinden gelen luteinize edici hormona (LH) ait sinyaller kız çocuğunun yumurtalıklarını uyarır.  Kadınlık hormonu östrogen ufak miktarlarda salgılanmaya başlar.  Sekiz yaşında cinsel bölgede kıllanma, dokuz yaşında göğüslerde tomurcuklanma başlar.  Ergenliğe ilk adımlarını atan kız çocuğunun 10 yaşından itibaren boyu hızla artar.  Memeleri büyür ve kalçaları yuvarlaklaşır.  Bu aşamada boy büyümesi ve vucüt gelişimi tamamlanmıştır. Rahim ve döl yolları büyür. Gelişimin son noktası genç kızın ilk adetini görmesidir.  İlk adet 11 ve 16 yaşları arasında herhangi bir zamanda olabilir.  Başlangıç yıllarında adetler düzensiz olur.  Ara kanamalar olabilir. Kadınlık hormonunun salgısı yerine oturdukça adetler düzene girmeye başlar.  Bu evrede artık boy uzaması durur.  Kemik gelişimi tamamlanmıştır.  Bu kritik evrede hatalı beslenme veya hormon dengesizliği boyun kısa kalmasına ve gelecek yaşlarda osteoporoza yol açar.

Erkek: Erkek çocuğunda adolesan dönemi hipofizden salgılanan LH hormonunun yumurtalıklardan erkeklik hormonu testosteronu uyarması ve yine hipofizden salgılanan FSH'nın sperm üretim sinyalini vermesiyle başlar.  Erkek çocuğunda on yaşlarında cinsel bölgede kıllanma, yumurtalılarda büyüme başlar. Ses kalınlaşmaya,  genç erkeğin yüzünde sivilceler çıkmaya başlar.  Erkek çocuklarında boy büyümesi daha geçtir.  Onbir yaşından itibaren hızlı ergenlik boy uzaması başlar ve gelişim 18 yaşında dek devam eder.  Sakal ve bıyıklar çıkar.  Kaslar ve kemikler gelişir.  20 li yaşlara girildiğinde erkek fiziksel ve cinsel gücünün doruklarındadır ancak psikolojik olgunluğa erişmesi için birçok tecrübe yaşaması gereklidir. 

30'lu yaşlarda hormonlar:

Kadın:
  Hayatın en yoğun tempolu yaşandığı 30'lu yaşlarda, vücut daha fazla yorulmaya başlıyor ve buna bağlı olarak seks hormonları da düzensiz salgılanmaya başlıyor.  Örneğin, adet öncesi dönem bazı kadınlar için 20'li yaşlarda ağrısız geçerken, 30'lu yaşlara gelindiğinde fazla stresli bir iş veya evlilik yüzünden ağrılı geçebiliyor.  Bu yaşlarda cinsel arzularınız testosteron hormonun kontrolü altında olmasına rağmen, östrojen cinsel ilişki sırasında kadının en çok ihtiyaç duyduğu hormondur. Bu yaşlarda kadınlar cinselliği doyasıya ve özgürce yaşamanın tadına varırlar, düzenli bir seks hayatları vardır.  İstatistikler, haftada bir kez cinsel ilişkide bulunan kadınların kandaki östrojen seviyelerinin yükseldiğini gösteriyor.  30'lu yaşların ortalarından sonlarına doğru hormonların düzensizleşmesi nedeniyle, adet dönemi öncesi sıkıntıları artıyor. Başağrıları, sinirlilik, huzursuzluk ve tahammülsüzlük gitgide artan dozlarda görülmeye başlıyor. Migreni bulunan kadınların yüzde 60'ı bu dönemde migren krizine tutuluyor. 

20'li yaşların sonu 30'lu yaşların başı hamilelik için en uygun dönemdir.  Eğer kendinizi bebek yapmaya hazır hissediyorsanız ilk yapmanız gereken ayrıntılı bir check-up'tır.  Vagina ve rahim elle muayene edilmeli, kan idrar, şeker ve guatr testleri yapılmalıdır.  Fazla kilolarınız var ise bunlardan kurtulmak için bir an önce pehrize girmelisiniz.  Bu görüşmede doktorunuz aşılarınızın eksiksiz olup olmadığını da kontrol etmelidir.  Hamilelik öncesi ne kadar sağlıklı ve ideal kilodaysanız hamileliğiniz de o kadar rahat geçecektir.  Önce sigarayı bırakmalı, spor yapmalı, sağlıklı bir beslenme düzeni geliştirmeli, her gün sekiz bardak su içmeli, vitamin takviyesi yapmalı, kahve ve çay tüketiminizi azaltmalısınız.  Olimpiyatlara hazırlanan bir sporcu gibi vucüdunuzu hamileliğe hazırlamalısınız.

Erkek:  30'lu yaşlarda erkekler cinsel açıdan platoya girerler.  Hormon düzeylerinde ne artma ne de azalma vardır.  Bu dönem bir çok erkeğin babalık duygusunu ilk kez tattığı anı içerir.  Erkekler 30'lu yaşlarda günümüzün sert hayat mücadelesinin stresi ile karşı karşıyadırlar.  Sporu bırakmışlardır.  Sinirlerini yemek yiyerek veya içki ile dağıtmaya çalışırlar.  Stres ve obezite testislerden salgılanan testosteron düzeyini düşürür.  Sigara kullanımı damarları büzüp, dolaşımı engelleyerek penisin cinsel ilişki sırasında yeterince sert olamamasına neden olur.  30'lu yaşlarda karşılaşılan bir çok olumsuzluklara rağmen genelde erkeğin vucüdu dinç, testosteronu yeterli, sperm sayıları bir kadını dölleyecek düzeydedir.  Ancak günümüzün tempolu yaşamına dayanamayanlarda iktidarsızlık ve kısırlık sorunları belirir.  

40'lı yaşlarda hormonlar: 

Kadın: Günümüzde insan yaşı 80'e dek uzadığı için 40'lı yaşların sağlıklı geçirilmesi yaşlılık döneminin sorunsuz geçmesi için özel bir önem taşımaktadır.  Bu dönemde yumurtalıklar daha az östrogen üretmeye başlar.  Cinsel isteksizlik, ani duygu değişiklikleri, çabuk sinirlenme, adetin süresinin ve kanamasının azalması başlar.  Bunlar vucüdunuzda hormon değişimlerinin olduğunu gösteren sinyallerdir.  Ancak menopoza girmenize daha on yıl vardır ve bu dönem premenopoz dönemidir.  Premenopozda (menopoz öncesi dönem) sıcak basmaları, terleme, uykusuzluk, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, çabuk sinirlenme, vaginal kuruluk hissedebilirsiniz.  Ancak her kadının premenopoz tecrübesi farklıdır.  Bazıları sadece sıcak basması ve terleme hissederken, bazılarında duygusal değişiklikler ön plandadır, bazıları ise hiç bir şey hissetmeden sağlık ve esenlikle bu evreyi atlatabilir.  Doç. Dr. Selçuk Can bu dönemde bir endokrinoloji yani hormon uzmanına başvurmanızın hormonal durumunuzu belirlemede ve tedavinizin başlatılması bağlamında kritik olduğunu söyledi.  Endokrinoloji uzmanı ile sağlık problemlerinizi konuşurken açık ve rahat olmalısınız, böylelikle menopoz öncesi semptomları anlamada ve belirtilerle mücadelede daha başarılı olursunuz.  Doğum kontrol hapları hormon dengesizliğine bağlı uykusuzluk, irritabilite, vaginal kuruluk, cinsel ilişkide ağrı gibi belirtileri geçirirler, aşırı adet kanaması olanların kanama miktarını azaltırlar.  Aşırı kan kaybı demir eksikliği yaratıp kansızlığa yol açtığı için bu dönemde doğum kontrol hapının faydaları önem kazanmaktadır.  Menopoz esnasında hormon kullanımının meme kanserini attırdığı bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır.  Özellikle ailesinde meme kanseri olanlar ve daha önce meme kanseri geçirenler östrogen tedavisi alır ise meme kanserine yakalanma riski artar.  Menopoz sonrasındaki dönem kemik kaybının en yoğun olduğu, osteoporozun başladığı dönemdir.  Menopoz esnasında vucütta insülin direnci oluşur.  Kilo artışı başlar, iyi kolesterol HDL düzeyi düşer, kötü kolesterol LDL düzeyi artar.  Şeker hastalığı bu dönemde açığa çıkabilir.  Tansiyon yüksekliği başlar.  Kalp hastalığı menopozdan sonra daha sık başgösterir.  Günümüzdeki menopoza ulaşan kadınlar annelerinin menopoz dönemindekinden çok daha değişik hayat standartlarına sahipler.  Bu sağlık alanında da geçerlidir.  Hormon tedavisi alanlar kemik kaybını %50 oranında azaltırlar ancak en son araştırmalar östrogen tedavisi alan kadınlarda kalp hastalığı ve felç gelişme riskinin daha fazla olduğunu göstermiştir. Eğer bir kadında karaciğer hastalığı, bacakta veya ciğerde kan pıhtısı, vaginal kanama, daha önce geçirilmiş meme kanseri, kalp hastalığı, rahim kanseri ve şeker hastalığı varsa o kadın hormon tedavisi almamalıdır.  Bu dönemde osteoporozu önlemek için günde 1000 mg kalsiyum ve 400 ünite D vitamini alınmalı, aerobik, koşu ve yürüyüş gibi egzersizler yapılmalıdır. 

Erkek: Erkekler yaşlandıkça erkeklik hormonunu üretme kapasiteleri düşer.  Genç erkeklerde testosteron düzeyi sabah maksimum düzeyde iken yaşlı erkelerin sabahları testosteronu daha azdır.  Bu yüzden enerji ve seks gücünde azalma görülür.  Testislere spor esnasında veya bir trafik kazasında gelen darbeler, infeksiyon, radyasyon gibi dış faktörler erkeklerde seks gücünü azaltır. Hipofiz tümorleri ve prolaktin yüksekliği de testosteron salgısını azaltır.  Ancak testosteronu düşüren en sık neden günlük kulanılan ilaçlardır.  Özellikle 40'lı yaşlarda yoğun tüketilen tansiyon, kalp ve ülser ilaçları erkeklik gücünü olumsuz etkiler.  Bu sırada çıkabilecek şeker hastalığıda damarları tıkayıp seks hayatını söndürebilir.  Ekonomik ve sosyal açıdan refaha ulaşan, mesleğinin zirvesine yerleşen 40'lı yaşlardaki erkek için en büyük problem sağlıktır.  

Hormonlarınız yoldan çıkarsa:

Kadın:  Kadının narin bünyesi hormon dengesizliğine erkekten daha meyillidir.  Metropolitan Florence Nigtingale Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doçent Dr. Selçuk Can kadınlarda gördüğü en önemli iki hormon problemin polikistik over hastalığı ve prematür menopoz olduğunu belirtti.  Kadının seks hormonları her ay sistemli bir şekilde salgılanıyor.  Ancak fizyolojik ve psikolojik nedenlerden dolayı hormonlar dengesizleşebiliyor.  Yüzde kıllanma, sivilceler, düzensiz adet görme ve hamile kalamama durumu androgenlerin fazla miktarda çalıştığının göstergesidir.  Yumurtlama olmaz ve overlerde onlarca irili ufaklı kistler belirir.  Bu hastalığa polikistik over hastalığı denilir.  Bu kistler erkeklik hormonu testosteronun fazla salgılanmasına neden olur.  Adetlerin arası açılır, ara kanamalar başlar.  Yüz, sırt, meme, bel ve bacakta sert, siyah erkeksi kıllar belirir.  Bu hormon dengesizliği kısa zamanda fazla şimanlayan veya ailesinde şeker hastalığı olanlarda görülür.  Hormon tedavisi ve zayıflama programı ile problem çözümlenebilir.  

İş hayatında başarılara imza atan dinamik profesyonel kadınların korkulu rüyası prematür menopozdur.  Normalde menopoz yaşı 52'dir.  Ancak günümüzde iş hayatının kuralcı ve baskıcı yaklaşımı sonucu bir çok kadın geç evleniyor ve daha çocuk bile doğuramadan 30'lu yaşlarda erken menopoza giriyor.  Bir kadının 40 yaşından önce adetten tamamen kesilmesi prematür yani erken menopozdur.  Bu durum bağışıklık sisteminin seks hormonları üreten üreme sistemi ile ters bir reaksiyona girmesi ve yumurtalıkların tahribatı ile olur.  Erken menopozda yoğun stres, toksik maddeler ve genetik faktörler rol oynar.  Erken menopoz geçiren kadının günümüzün ileri tıp teknolojisinin imkanları ile dahi hamilelik şansı yoktur.

Erkek:  Bir erkeğin başına gelebilecek en kötü sendromlardan biri testosteron düzeyinin düşmesidir.  Erkeklerde düşük testosteron sevişme isteğinin azalmasına, sperm sayısının düşmesine, penisin sertleşmesinin azalmasına sebep olur.  Testosteronu az olan erkeklerin göğüsleri büyümeye başlar.  Vucütta testosteron salgısının durduğu evreye andropoz denilir. Erkekler de menopoza giren kadınlar gibi andropoza girdiklerinde  sıcak basmaları, konsantrasyon güçlüğü, depresyon hissederler.  Bazen testosteron azlığı ani ve çok ağır olur.  Bu durumda sakal ve bıyıkların uzaması durur, kas gücü azalır ve kemik erimesi başlar.  Ses kalitesi incelir.  Hayalar yumuşar ve ufalır.  Testosteronun erkek olmanın mücadeleci ruhunda rolü büyüktür.  Testosteron düzeyi düşen erkekler çok daha uysal olurlar.