| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Haberler ve MakalelerRSSYorum RSS
Yazılar arşiv 04.2009 Other entries in 2009-04 resimler , videolar

Sadece 1 sn yede confickerleri yakalayın 

1 Nisan'da aktive olması beklenen Conficker virüsünde hala hiçbir hareket olmadı. Kamuoyunda virüsün zararsız olduğu izlenimi yaygınlaşırken güvenlik firmaları ve bilim adamları hala tetikte bekliyor. Kodları içerisinde 1 Nisan tarihinin geçmesinin bir şaka veya aldatma taktiği olduğundan şüphelenen bu firmalar, henüz tehlikenin geçmediğini ve ancak Conficker virüsü etkisi altında olan milyonlarca bilgisayarın temizlenmesi ile tehlikenin geçmiş olarak kabul edilebileceğini söylüyorlar. Bu virüsten etkilenen bilgisayarların temizlenmesi ise yine kullanıcılara düşüyor.

Şu anda sisteminizde Conficker virüsü bulunup bulunmadığını tespit etmek için uzmanların önerdikleri ek çok farklı yöntem var ama bunların çoğu oldukça zahmetli yöntemler. Çok daha basit bir sistem ile sizler de kendi bilgisayarınızı test edebilirsiniz. Genellikle virüsler kendilerini korumak amacıyla bilgisayarın antivirüs veya güvenlik firmalarının

web sitelerine bağlanmalarını engelliyorlar. Conficker virüsünün bağlanmayı engellediği sitelerden çağırılan bazı resimleri bir araya getiren "Conficker Eye Chart" adlı bir test sayfası, bu resimlerin hangilerinin görüntülendiğine bakarak bilgisayarınızın tehlikede olup olmadığını anında tespit etmenizi sağlıyor. Ancak maalesef bu sistem web trafiği için Proxy server kullanılan bilgisayarlarda işe yaramıyor.

Online Oyun Tutkunları İcin Yeni bir Oyun WARRIOR EPIC 

Dünyanın en büyük online oyun yayıncılarından olan True Games'den oyun tutkunlarını kendisine hayran bırakacakyepyeni bir isim geliyor: "WARRIOR EPIC".

Haftada sadece birkaç saat online kalarak bile oyunun güncel bir kullanıcısı olmayı başarabileceğiniz yepyeni bir formatta hazırlanan WARRIOR EPIC, MMO (massively multiplayer online) oyun keyfinizi adeta ikiye katlayacak. 20 Mart'tan itibaren www.warriorepic.com adresinden Beta versiyonuyla oynanabilecek ve Türkçe dil seçeneğine de sahip olacak olan , MMORPG (massively multiplayer online role playing game) oyunların tutkunlarına maksimum oyun keyfi sunmak için özel olarak hazırlandı. Büyük beğeni kazanacağı şimdiden öngörülebilen WARRIOR EPIC, sadece bu oyuna özgü olan "Ruh Sistemi" gibi yenilikleriyle de çok konuşulacak.

bel soğukluğu nedir 

Neisseria gonorrhoeae ya da Gonokok olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu İdrar yolları, rahim boynu, rektum ve boğaz ya da göz konjonktiva mukozalarını etkileyen en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında belsoğukluğu hastalığı olarak da bilinmektedir...

Gonore ayrıca deri ve eklemleri de tutabilir,kadınlarda kısırlığa neden olabilir.

Belirtiler
Kadınlar: Büyük bölümünde herhangi bir belirti vermez.Kadının hasta olduğu ancak ilişkide bulunduğu erkeğin teşhisi konduktan sonra ortaya çıkar. Belirti veren kadınlarda, ilişkiden birkaç gün sonra genellikle 7-21 gün idrar yollarının ağzından yeşilimtrak veya sarı renkte kötü kokulu iltihabi bir akıntı olur.Akıntı çevresinde kızarıklık ve şişlik oluşabilir.Sık ve ağrılı idrar yapma şikayeti görülebilir. Erken dönemde tedavi edilmezse enfeksiyon geriye doğru ilerler ve mesane, rahim boynu, rahim, tubalar, overler, genital bölge çevresindeki bezler ve rektum enfekte olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrılar oluşabilir.

Erkekler:Erkeklerde ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler ortaya çıkar.İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli sarı- yeşil akıntı gelir.Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede kızarıklık ve şişlikte oluşabilir.İdrar yapma hissi oldukça sıktır ancak az miktarda idrara çıkılır.

Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi oluşabilir.Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir.Ayrıca salgıların göze bulaşması sonucu konjonktivit de oluşturabilir.Gonoreli bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.

Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme olasılığı artmıştır.

Tanı:

Akıntıdan alınacak örneğin mikroskop altında incelenerek ikropların görülmesi ile veya kültürünün yapılması ile kolayca konulabilir.

Tedavi:

Doktorunuz tarafından verilecek uygun antibiyotiklerle enjaktabl veya ağızdan tedavisi mümkündür.Eşlerin birlikte tedavi olması gereklidir.

Korunma:

Cinsellikle bulaşan tüm hastalıklarda olduğu gibi tek eşlilik ve güvenli bir prezervatif kullanımı hastalıktan korunmayı sağlayacaktır.

Mantar nedir.Mantardan Kurtulma yolları 

Çoğumuz koltuk altımız veya kasıklarımız gibi cildimizin kıvrım yaptığı bölgelerde ve ayaklarımızda kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık, kötü koku ile ortaya çıkan mantar hastalıkları hakkında birşeyler duymuş,ya da bunlara yakalanmışızdır. Derinin mantar hastalığının yanı sıra, tırnaklarımızda beyaz-sarı renk değişikliği, kalınlaşma ve kırılma ile kendini gösteren tırnak mantar hastalığı da oldukça yaygın olarak görülür...

Bundan yalnızca 10 yıl önce, ayak ve tırnak mantar hastalıkları gibi inatçı hastalıkların etkili bir tedavisi yoktu. Eski ilaçlar, örneğin merhemler ve losyonlar mantarı öldürmüyor sadece üremesini durduruyorlardı, ayrıca tırnak mantarı tırnağın altında yerleştiğinden bu ilaçlar çoğunlukla etkisiz kalıyorlardı.


Ancak günümüzde ağızdan alınarak kan yoluyla tırnağın altına nüfuz edebilen ve mantarlar üzerinde öldürücü etkisi olan ilaçlar bulunmaktadır.


Mantar Hastalığı Nedir?

Mantarlar, deride ve tırnakların altında çoğalan ve ancak mikroskop ile görülebilecek küçük organizmalardır. Bu organizmalar bütün çevremizde, özellikle ayakkabı ve terliklerde, havlularda, bahçede, evde, genel kullanıma açık duşlar, jimnastik salonları, yüzme havuzlarının basamakları, otel ve cami halıları gibi ortamlarda bulunurlar. Tüm mantar hastalıkları oldukça bulaşıcıdır ve kolaylıkla yayılabilir. Ayak ve tırnak mantar hastalıkları tedavi edilmediklerinde vücudunuzun diğer bölümlerine yayılabilir, yakınlarınıza bulaşabilir veya vücudunuzda bakterilere bağlı daha ciddi infeksiyonlara neden olabilir.


Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Bulaşır?

Mantarların üremek için sıcağa ve neme gereksinimi vardır ve sıcak iklimler onlar için mükemmeldir. Havuzlar, plajlar, jimnastik kulüpleri, güzellik salonları, yatılı okullar ve camiler gibi ortak kullanım alanları ve ortak kullanılan havlu, terlik, ayakkabı gibi eşyalar mantarların çoğalması ve bulaşması için çok uygundur. Ayrıca pişikler, ayakkabı vurması, su, deterjan, sentetik giysi ve çoraplara bağlı tahrişler de ayaklarda mantar hastalığı gelişmesi için uygun zemin hazırlar. Ayak mantar hastalığı tedavi edilmediğinde tırnaklara bulaşabilir. Tırnak mantarı genellikle basit bir yaralanma ile başlar. Örneğin, el ve ayak tırnaklarının kırılması, tırnakların çok kısa kesilmesi, dar ayakkabının tırnağı sıkıştırması gibi. Yaralanan tırnağa mantarların yerleşmesi daha kolay olur.

Ayak ve Tırnaktaki Mantar Hastalıklarının Nasıl Farkına Varabilirim?

Ayak mantar hastalığı, ayak parmakları arasında kaşınan ve acıyan deri ile kendini gösterir. Ayak derisi soyulur ve yüzey açık hale gelir.Mantar bulaşmış kısımlar ya da ara bölgeler genellikle beyaz renkli ve sulantılıdır.Ayaklar sıklıkla terli ve kokuludur.


Tırnak mantar hastalıkları, genellikle el ya da ayağın bir ya da iki tırnağında başlar. Daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Hastalığın erken dönemlerinde normal sağlıklı pembe renk kayboldukça, tırnağın dış köşesi hafif sarılaşır. Hastalık yayıldıkça tırnak sertleşir ve şekil değiştirir. Hastalıklı mantarlı doku zayıflar ve kolaylıkla kırılır. Tüm tırnak, dokunulmaya karşı hassastır ve ayakkabı hatta çorap giymek bile acı verir. Tırnak gevşeyebilir ve deriden ayrılabilir, hatta düşebilir. Tırnakları kesmek ve tırnak cilası sürmek işe yaramaz. Hastalığı yenmenin tek yolu tıbbi yardım almaktır.

Ayak ve Tırnak Mantar Hastalığını Nasıl Önleyebilirim?

- El ve ayakları, özellikle de parmak aralarını sürekli temiz ve kuru tutmak için çaba gösterin,

- Sentetik ya da yün çoraplar yerine 100 pamuklu çorap giyin, çoraplarınızı sık sık değiştirin ve yıkayın,

- Ayakkabı, terlik, havlu ve bornozlarınızı kimseyle ortak kullanmayın,

- Ortaklaşa kullanılan duş ve soyunma odalarında çıplak ayakla dolaşmayın, terlik giyin.


Eğer Bir Mantar Hastalığı Kaparsam Ne Yapmalıyım?

Hemen önlem alınmalıdır. Doktorunuza başvurun. Sorunu gözardı etmek sadece her şeyi daha da kötüleştirecek ve çok uzun sürecek tedavilere yol açacaktır.


Ayak ve Tırnak Mantarı Tedavi Edilmezse Ne Olur?
Tedavi edilmeyen ayak ve tırnak mantar hastalıkları kötü görünümünün yanı sıra, vücudunuzun diğer bölgelerinde mantar hastalıklarına yol açabilir. Daha da önemlisi, tırnak mantarı ciddi ve hastanede tedavi gerektiren bakteriyel infeksiyonlara da neden olabilir.
Unutmayın! Ayak ve tırnak mantarı bulaşıcıdır ve tedavi edilmediğinde, ailenize ve diğer yakınlarınıza bulaşabilir.

Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Tedavi Edilir?
Ayak ve tırnak mantarlarına sıklıkla aynı mikroorganizmalar neden olur. Tırnak mantarı tırnağın altında gelişen bir hastalık olduğundan, tırnak üzerine sürülen kremler, losyonlar, jeller veya merhemler her zaman etkili olmayabilirler.

Ayak ve tırnak mantarının çoğunlukla ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.


Doktorunuzun Yazdığı İlacı Kullanırken Dikkat Etmeniz Gerekenler:


- İlacınızı doktorunuzun önerdiği gibi, her gün düzenli kullanın.

- Sabırlı olun. Bu tedavi zarar görmüş tırnağı iyileştirmeyecektir. Mantarı ortadan kaldırıp alttan gelecek olan tırnağın sağlıklı çıkmasını sağlayacaktır.

- Tırnağınız iyileşmiyor gibi görünse de, doktorunuzun yazdığı ilacı kullanmaya devam edin ve bitirin. Tırnaklar çok yavaş uzarlar ve sağlıklı yeni bir tırnağın çıkması birkaç ay alabilir. Tırnağın dip kısmında bir miktar yeni sağlıklı tırnak gördüğünüzde tedavinin işe yaradığından emin olabilirsiniz.

- Doktorunuzun belirttiği zamanda kontrole gelmeyi ihmal etmeyin. Tedavinizin yararlı olup olmadığını ancak doktorunuz söyleyebilir.

- Tam olarak tedavi edilmediğinde, ayak ve tırnak mantarı tekrar ortaya çıkabilir.

kök hücre 

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi de by-pass olamayacak 10a yakın hastanın hasarlı kalbine kök hücre nakledildi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi de kök hücrelerden damar ve kalp kası oluşturulmaya çalışılıyor, Antalya Üniversitesi Tıp Fakültesi de ise böbrek hücresi üretilmesi konusunda çalışmalar sürüyor...

Sonunda tıpta devrim niteliğindeki klonlama Güney Korede yapıldı. İlk kez bir insan embriyonu klonlayarak bu embriyodan kök hücre elde eden Güney Koreli bilim adamları, Alzheimer, Parkinson, multiple skleroz, felç, kan hastalıkları gibi hastalıkların tedavisi için dört gözle beklenen kök hücre terapisine doğru da ilk adımı attılar. Amerika Birleşik Devletleride klonlama yasak olduğu için Güney Korede gerçekleştirilen çalışmalarda, 242 insan yumurta hücresi üzerinde işlem yapıldı. Bu yumurtalardan ise 30 embriyo klonlanabildi, sadece bir tanesinden de kök hücre elde edilebildi. Seul Ulusal Üniversitesi den Prof. Dr. Woo Suk Hwang liderliğinde gerçekleştirilen klonlama çalışmalarına Michigan Üniversitesi den ileri hücre teknolojisi uzmanı Amerika Birleşik Devletlerili Dr. Jose Cibelli de katıldı. Her ne kadar tedavi amaçlı bir klonlama gerçekleştirilmiş olsa da bu gelişmeler, her zaman olduğu gibi etik tartışmalarını da gündeme getirdi.


Çalışmalar nereye kadar etik?
Tüm dünya bu sıralar Güney Koreli bilim adamlarının insan embriyosundan elde ettikleri kök hücre haberiyle çalkalanıyor. Kök hücreler, özellikle de emriyolardan elde edilen kök hücreler çok değerli. Çünkü bu kök hücreler her türlü dokuya dönüşme kapasitesine sahip oldukları için beyin hastalıkları, felç, diyabet, karaciğer hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, kan hastalıkları gibi bugüne kadar tedavisi bulunamayan hastalıkların tedavisinde büyük umut vaat ediyorlar. Kök hücreler yeni doğan bebeklerin kordon kanında, omurilikte ve kanda bulunuyorlar.

Türkiyede de kök hücre tedavisi konusunda ciddi çalışmalar yapılıyor. Klonlama konusunda ise çalışmalar henüz başlamadı. Kök hücre nakli ve tedavi amaçlı kök hücre çalışmaları ise hemen hemen bütün büyük merkezlerde yapılmakta. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adanada başta üniversite hastaneleri olmak üzere kemik iliği ve kan oluşturan kök hücre hematopoetik kök hücre nakli yapan birimler var. Klonlama konusunda ise Türkiyedeki uzmanlar da ikiye bölünmüş durumda. Klonlamaya kesinlikle karşı çıkanlardan, tedavi amaçlı klonlamayı etik bulanlara kadar pek çok uzmana rastlamak mümkün. Ekibiyle birlikte, kök hücrelerle bugüne kadar pek çok çalışma yapmış olan Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bayık, kök hücrelerin pek çok hastalığın tedavisinde umut ışığı olduğunu belirtiyor. Ancak insan klonlama gibi işlerle uğraşmadıklarını belirten Prof. Bayık, "Zaten teknik kapasitemiz de insan klonlamaya yeterli değil. Yeterli olsaydı da izin almadan yapmazdık. Ancak Türkiyede buna izin verecek bir merci yok. Bunu yapan da kaçak yapıyordur zaten. Biz, insan vücudunda bulunan kök hücrelerle çalışıyoruz. Kök hücrelerden yeni doku oluşturma gibi konularda bizim de projelerimiz var. Özellikle de kalp hastalıkları ve nörolojik hastalıklar üzerinde çalışıyoruz. Çalışmalarımızda etik kuralları aşmamaya çok dikkat ediyoruz" diyor.

Uzmanların söylediklerine göre, kök hücre terapisi çaresiz hastalıkların tedavisinde umut vaat ediyor. En etkili kök hücreler de embriyonik kök hücreler. Ancak bunları kopyalamak, hatta bilimsel çalışmalar yapmak, tedavi amaçlı da olsa pek çok ülkede yasak. Üreme amaçlı embriyo klonlamanın ahlaka aykırı olduğunu belirten Bayık, "Sadece tedavi amaçlı embriyo klonlamanın etik olduğunu düşünüyorum. Ancak buna da karşı çıkanlar var. Embriyonun gelişmesine izin verilse insan olacak, ama kök hücreler tedavi amaçlı alınıp embriyo öldürülüyor diyorlar. Tedavi amaçlı klonlamayla insan klonlama arasındaki fark çok az. Tedavi amaçlı klonlamada da bir insan embriyonu klonlanıyor, ancak onun kök hücrelerini ayıklayarak bir insana dönüşmesini engelliyorsunuz. Yani embriyonu imha ediyorsunuz. Embriyonun büyümesine izin verip, daha sonra bir kadının rahmine yerleştirseniz, insan klonlamış ve doğumuna izin vermiş olursunuz" diyor.


Tedavi amaçlı klonlama
Kök hücre nakillerinde, tıpkı organ nakillerinde olduğu gibi doku uyumu büyük sorun. Yani vücut, nakledilen kök hücreleri reddediyor. Zaten tedavi amaçlı embriyo klonlama işlemi de başlıca bu doku uyumu sorununu ortadan kaldırmak için gerçekleştirildi. Prof. Bayık, "Örneğin felçli bir hastanın derisinden bir parça, ya da vücudundan herhangi bir hücre alınıyor. Gönüllü bir kadının yumurtasının çekirdeği çıkarılıyor, hastanın deri hücresindeki tüm genetik materyali içeren çekirdek, bu çekirdeksiz yumurtanın içine yerleştiriliyor. Tıpkı yumurtanın sarısını çıkarıp, içine başka bir top yerleştirir gibi. Bu durumda yumurta kendini döllenmiş zannederek bölünmeye başlıyor. Bu embriyo blastosist rahme konmadan önceki son aşama safhasına gelip olgunlaştığında ise iç hücre kitlesinden kök hücreler ayıklanarak deney tüplerinde istenen dokuya, örneğin sinir hücrelerine dönüştürülerek vücuttaki hasarlı bölgeye orayı tamir etmesi için yerleştirilebilir. Bu hücreler kişinin kendi kök hücreleri olduğu için de vücut bunu reddetmez. İşte bu, tedavi amaçlı embriyo klonlama. Yani bir insan yapılmıyor. Ancak bütün bunlar henüz teoride mümkün. Bu konuda aşılması gereken daha çok sorun var" diyor.

İnsanın kendi vücudunda neredeyse embriyonik kök hücre kadar büyük potansiyele sahip olan, ancak vücutta gizli bulunan kök hücrelerden de söz ediyor bilim adamları. Bunları bulmak için de çalışmalar sürüyor. Eğer bulunur ve tanımlanırsa belki de embriyo klonlamaya, embriyolardan kök hücre elde etmek için uğraşmaya bile gerek kalmayacak. Türkiyede ve dünyada en çok bilinen ve kullanılan kandaki kök hücreler. Bu hücreler kemik iliği naklinde kullanılan temel hücreler. Ancak kanda dolaşan kök hücrelerin sayısı düşük. Bu nedenle uzmanlar birtakım ilaçlarla kök hücrelerin kemik iliğinden daha fazla kana karışması ve kandaki kök hücre sayının artması için uğraşıyorlar. "Özel makinelerle bu kök hücreler kandan toplanır. Yeterli sayıda toplanabilirse, kemik iliği nakli yaparken kişinin bu kendi hücrelerini kullanabilirsiniz. Böylece reddetme de olmaz" diyor Prof. Bayık. Kök hücreler yoğun olarak bir de bebeklerin göbek kordonunda var. Ancak Türkiyede bu iş iyice ticarete dönüşmüş durumda. Her köşede bir kordon kanı bankası var, herkes çocuğunun kordon kanını saklıyor ve insanlar bilgilendirmeden bu kök hücreler her derde deva olarak gösteriliyor. Kordon kanını saklamak elbette mantıklı olabilir, ancak uzmanlara göre bu konuda daha pek çok soru işaretinin varolduğunu da insanlara söylemek şart.

Burun Akıntısı Ve Kurtulmak İcin Yapılması Gerekenler 

Daha öncede söylediğimiz gibi hepatit B virüsü ile karşılaşmış insanların 90ı interferon tedavisi almadan veya herhangi bir zarara uğramadan bu virüsten kurtulabilir. Ancak ne yazık ki 5 ile 10u bunu başaramaz. Bu gruptakilerin bir kısmı daha önce tanımladığımız gibi taşıyıcı olurlarken bir kısmı da kronik hepatit B hastası olurlar...

Kimler tedavi edilecektir?
Tedaviden önce doktorunuz kanınızda hepatit virüsünün varlığını ve karaciğerinizdeki hasarın derecesini kontrol edecektir. Daha önce de söylediğimiz gibi, eğer karaciğeriniz çok hasta ise interferon sizi iyileştireceğine daha da kötüleştirir. Doktorunuz kanınızdaki virüsün miktarına HBV DNA tayini adı verilen bir testle bakarak interferon tedavisinden yarar görüp, görmeyeceğinize, görecekseniz ne kadar göreceğinize karar verir. Virüs düzeyi düşük olan insanlar virüs düzeyi yüksek olanlara göre interferon tedavisinden daha fazla yarar sağlar. Tedavi öncesi ve gerekirse tedavi sonrasında yapılacak karaciğer biyopsileri de teşhis ve tedavi için yol göstericidir.

Tedaviden ne beklenilmeli?
Kronik hepatit B tedavisi boyunca 6 veya 12 ay boyunca haftada üç kere interferon iğneleri vurulursunuz.

Ne kadar süre önce virüsle infekte olduğunuz tedaviye cevap verme olasılığınızı etkileyen bir faktördür. Ancak yine de hangi hastaların interferon tedavisine yanıt vereceğini söylemek güçtür. Tedavi edilen kronik hepatit B hastalarının yaklaşık yarısı tedaviden yarar görür. Tedaviyle kandaki virüs miktarı düşecek, karaciğer hasarı azalacak ve hastalığın semptomları gerileyecektir. Yapılan klinik çalışmalarda interferon tedavisi alan hastaların 45inin kanının zaman içerisinde tamamen virüsten temizlendiği görülmüştür. Tedavi esnasında doktorunuz hastalığınızın seyrini kontrol etmek için sık aralıklarla ALT seviyelerinizi takip edecektir. Ayrıca HBe Ag veya HBV DNA seviyelerinizi de kontrol ederek kanınızda hala aktif olarak çoğalan virüs olup olmadığını, varsa da hangi düzeyde olduğunu tesbit edecektir.

İnterferon etkilerinden biri de bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücudun infekte hücrelere saldırısını artırmaktır. Bu nedenle bazen interferon kullanımınız sırasında kendinizi interferondan önceki halinizden daha kötü hissedebilirsiniz. Bu duruma biz "alevlenme" diyoruz. Bu iyiye işarat olabilir çünkü genelde interferon tedavisine tedavi sonunda yanıt veren hastalarda bu görülmektedir.

Kanınızın virüsten tamamen temizlenmesi çok zaman alabilir. Sonuç olarak, HBsAG testiniz tedaviden haftalar veya yıllar sonra bile hala pozitif olabilir. Bazı insanlar sonsuza dek virüsten kurtulurken, bazıları ne yazık ki ilacın virüsü kandan tam olarak yok edememesi nedeniyle tekrar hastalanırlar. Biz buna "relaps" diyoruz. Eğer hastalığınız relaps olmuşsa doktorunuz size ya yeni bir interferon tedavisi ya da daha değişik bir tedavi önerecektir.
Unutmayın, virüs kanınızdan tamamen temizlenmiş olsa bile karaciğerinizin eski haline gelmesi uzun zaman alabilir.

Hepatit B de diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Yakın zamana kadar tedavide tek seçenek İnterferon idi. Son yıllarda kullanım alanına giren "Lamuvidine" etken maddesini taşıyan ilaç bu alanda yeni bir ümit kaynağı olmuştur. Günde tek tablet olarak alınan ve önemli yan etkileri olmayan bu ilaçla alınan sonuçlar en az interferon tedavisi ile elde edilenler düzeyindedir. Tek sorun tedaviden sonra nüks görülme ihtimalinin daha yüksek olmasıdır.