| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Haberler ve MakalelerRSSYorum RSS
Yazılar arşiv 03.2009 Other entries in 2009-03 resimler , videolar

Ülser Nedir,Belirtileri ve Tedavisi, 

Tedavi Şekilleri, Hastaların çoğunda en belirgin semptom ağrıdır. Dolayısıyla tedaviden öncelikle beklenen, ağrının bir an önce giderilmesidir. Tedavide iki önemli nokta gözönünde bulundurulmalıdır, Ülserin iyileşmesi ve semptomların giderilmesi için akut tedavi, Gerekli durumlarda, uzun süreli idame tedavisi ile ülser nükslerinin önlenmesi...



Tedavide Kullanılan Başlıca İlaçlar

Mide Asidindeki Yükselmeye Karşı İlaçlar

H2 reseptör antagonistleri
Proton pompası inhibitörleri

Ülser Nedeninin Helicobacter Pylori Olduğu Durumlarda, Organizmanın Eradikasyonuna Yönelik İlaçlar

Ranitidin bizmut sitrat + antibiyotikler
H2 reseptör antagonistleri + antibiyotikler
Proton pompası inhibitörleri + antibiyotikler

İdame Tedavisi Gerektiren Durumlar

İdame tedavisi, hastaların her gün tablet aldığı, uzun süreli tedavidir. Yaşlı ve ağır ülser vakası olan hastalarda tavsiye edilmektedir. Yalnız sınırlı sayıda antiülser ilacı idame tedavisinde kullanılabilir. Orijinal ranitidin gibi H2 reseptör antagonistleri idame tedavisinde başlıca kullanılan ilaçlardır


Gastrit ve Duodenit

Mide ve oniki parmak barsağı iltihaplarıdır. Başlıca semptomlar gaz, geğirme, bulantı, iştahsızlık, dispepsi ve karnın yukarı kısmında rahatsızlık hissidir.


Gastroözofageal Reflü Hastalığı

Reflü, asidik mide içeriğinin yemek borusuna özofagus geri dönüşüdür. Yemek borusu üstündeki kemik sternum arkasında yanma hissi, asidik, acı ve ekşi sıvının boğaza ve ağza gelişi sık ve uzun süreli periyodlar halinde tekrarlarsa, gastroözofageal reflü hastalığı oluşur. Bu hastalığın tedavisi için H2 reseptör antagonistleri veya proton pompası inhibitörü kullanılabilir. İlaç tedavisinin yanısıra şu konulara dikkat edilmelidir:

Baharatlı, asitli yiyeceklerden, çikolata gibi yağlı gıdalardan, turunçgiller ve meyve sularından uzak durun.
Çay, alkol, kolalı içecekler ve hatta kafeinsiz kahve alımlarınızı sınırlayın.
Kilonuza dikkat edin. Fazla kilolarınızdan kurtulun.
Aşırı yemek yemeyin. Her zaman ölçülü yiyin.
Sigarayı bırakın, veya en azından azaltın.
Yemekten hemen sonra spor yapmayın.
Yatmadan evvel atıştırmayın. Yemeklerinizi yatmadan en az 3 -4 saat önce yiyin.
Yatağınızın başucunu yükseltin veya ilave yastık kullanın.
Haftada 3 veya daha fazla antiasit alıyorsanız, doktorunuza başvurun.

Sedef Hastalığı Hakkında Bilgi 

Sedef hastalığı immunogen etik bir hastalıktır. Irsidir ve vücudun bağışıklık sistemi ile ilgilidir. iklim, yiyecekler, enfeksiyonlar, depresyon ve hastaların psikolojik durumları hastalığı azdırır veya davet eder, ancak sebebi değildir.

Sedefi fototerapi, cilde sürülen ilaçlar ve ağızdan alınan ilaçlar ile tedavi edilir

Fototerapi iki şekilde yapılır: UVB ışınları dalga boyu 290-320 nm ve PUVA. Tedavi merkezimizde iki çesit tedaviyi de gerçekleştirecek cihazlarımız bulunmaktadır. Bu cihazlar ile bütün vücuda ele, ayağa, kola, bacağa ve başa ayrı ayrı ultraviole ışınları vermek mümkündür. Bu iki çeşit tedavi de derinin rengine ve hastanın toleransına göre ayarlanır.

UVB ışınlarıyla tedaviye başlamadan önce MED Minimum eritem dozu tespit edilir ve her gün bu tespit edilen dozun 50 oranında artırılarak UVB ışınları verilir. En az 12 tedavi gerekir.

İkinci tedavi yontemi olan PUVAda dalga boyu 320-400 nm derinin daha derin tabakalarına nüfuz eder. PUVA tedavisi ilaçla ışın tedavisinin karışımıdır. Ağızdan ilaç verildikten bir-iki saat sonra UVA ışınları verilir.

Sinüzit 

Tüm dünyada oldukça yaygın görülen bu hastalık özellikle kış aylarına girişte artan viral üst solunum yolları hastalıklarının uzaması halinde sık sık tekrarlayarak müzminleşmiş sorunlara yol açabiliyor. Sinüziti olan pek çok hastanın bu tekrarlamalar sırasında hayat kalitelerini bozan burun tıkanıklığı , burun ve geniz akıntısı, baş ağrısı, öksürük, halsizlik, dikkat kusuru gibi yakınmaları oluyor...

Bu yakınmalar içerisindeki hastaların çalışma günü kayıpları da ulusal ekonomi açısından göz ardı edilemeyecek kadar önemli olabiliyor. Bu konuda sık karşılaşılan soruları yanıtlamaya çalışalım.

Sinüsler nedir ne işe yararlar?

Sinüsler yüz ve kafa kemiklerimizin içerisinde yer alan içi havalı boşluklardır. Üst çene kemiğinde karşılıklı iki büyük yanak sinüsü, alın kemiği içerisinde bir büyük alın sinüsü, gözlerin arasına yerleşmiş küçük odacıklardan oluşan etmoid sinüsler ve kafa tabanında yerleşmiş bir de derin bir sinüsümüz bulunmakta.

Sinüslerimizin en önemli görevleri salgıladıkları salgı ile bütün üst solunum yollarını sürekli temizlemektir.

Sinüzit ne demektir?

Bahsedilen bu sinüslerin ayrı ayrı yada sadece bir yüz yarısında yada hep birlikte iltahaplanma haline sinüzit denilmektedir. Örneğin 10-15 günden beri sürmekte olan bir nezle tablosu aslında bir akut sinüzittir. Yıllarca tekrarlayan belirtilerle karşılaşıyorsak sinüzitin kronikleşmiş olduğu söylenebilir.


Sinüzitlerin sebepleri nelerdir?

Genel olarak söylemek gerekirse sinüsleri temizleyen ince kanallar tıkanırsa sinüzit hastalığı başlar. Bu tıkanıklık tedavi ile yada kendiliğinden açılırsa sinüzit iyileşir ama eğer açılamazsa hastalık kronikleşir. Sinüs kanallarının tıkanıklığına bazı burun içi ve sinüslerle ilgili yapısal koşullar, tekrarlayan üst solunum yolu infeksiyonları, allerjik sebepler, polip ve geniz eti gibi oluşumlar yol açabilir. Bazı kalıtsal sorunlar ve bağışıklık sorunları da sinüzitin diğer sebepleridir.

Sinüzitin belirtileri nelerdir ?

Burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı, burundan konuşma, koku duyusu bozuklukları, sık sık nezle grip olma ve bunların kolay kolay geçmeyişi, özellikle çocuklarda daha fazla olmak üzere inatçı öksürükler. Sanıldığının aksine akut sinüzitlerin dışında baş ağrıları sinüzitte sık değildir. Burada baş ağrılarına yol açan iltihabi olaydan çok burun içerisinde sinüs kanallarını etkileyen diğer bazı yapısal koşullardır.

Çocuklarda da sinüzit olabiliyor mu?

Evet. Çocuklar daha sık viral üst solunum yolu infeksiyonlarına yakalandıkları için ve sinüsleri henüz tam olarak kendilerini temizleyemedikleri için daha kolay sinüzite yakalanabilirler. Ayrıca halk arasında geniz eti denilen adenoid varlığı ve bazı anatomik koşullar da sinüzit oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ancak çocuk sinüzitlerini teşhis koymak, izlemek ve tedavi etmek açısından erişkinlerinkinden farklı olarak ele almak gerekir.


Sinüzitin teşhisi nasıl yapılır?

Sinüzitin teşhisi küçük endoskoplarla yapılan bir kaç dakikalık ve günümüzde iyice basitleşmiş bir muayene ile konulabilir çoğu kez. Endoskopik muayeneye ek olarak bazı durumlarda tomografi istenebilir. Hastaların çoğunda tomografinin tekrarlanmasına hiç gerek yoktur.

Sinüzitin tedavisi nasıl yapılmaktadır?

Sinüzitlerin tedavisi günümüzde çok kolaylaştı. Akut sinüzitlerin tedavisinde yeni çıkan pek çok antibiyotik mevcut. Burada önemli olan antibiyotiklerin hastalar tarafından uzunca bir süre sayılabilecek bir süre kadar yani 2-3 hafta boyunca kullanılmasına dikkat edilmesi. Antibiyotiklerin yanı sıra bazı destekleyici ilaçlarda beraberinde verilmektedir. Hastaları korkutan daha çok ameliyat tedavileri.

Kronikleşmiş sinüzitlerde uygulanan ameliyatlar da günümüzde hasta açısından çok kolaylaşmış durumda aslında.

Sinüzitlerde ne zaman ameliyat gerekiyor?

Kronikleşmiş sinüzitlerde eğer endoskopik muayene ve tomografik incelemede sinüsün kendisini temizlediği kanalların ağzı tıkanmışsa ve bu tıkanıklık uygulanan ilaç tedavileri ile açılmamış ise ameliyat gerekiyor. Ayrıca sinüzitlerin göz ve kafa içerisine yayıldıkları komplikasyon durumlarında acil ameliyatlar da gerekebiliyor .


Sinüzit tedavisinde ne tür ameliyatlar yapılıyor?

Günümüzde sinüs ameliyatları artık neredeyse tamamen endoskopik olarak yapılmakta. Burada muayene sırasında kullanılan endoskoplarla yakın zamanda geliştirilmiş ince araçlar kullanılıyor. Tamamen burun içerisinden girilerek sinüslerin kendi doğal kanalları açılıyor bu sırada başka hiç bir anatomik yapıya zarar vermeden çalışmak gerekiyor. Çoğunlukla genel anestezi tercih ediliyor. Ayrıca teknolojik olarak desteklenmiş ameliyathane koşullarını ve bu konuda özel eğitim almış deneyimli uzmanların varlığını gerektiriyor.

Sinüzit ameliyatlarında en çok korkulan hastaların burun içerisine konan tamponlar, bu konuda acaba yeni gelişmeler var mı? Gerçekten hastaların önemli bir kısmı ameliyattan çok tampon konulmasından korkuyor. Bu korku yakın zamana kadar yaygın olarak konulan gazlı bez tamponlar nedeniyle oldu. Günümüzde endoskopik sinüs cerrahisinde deneyimli bir uzman uygun durumlarda örneğin hastaların yarısına hiç tampon koymadan ameliyatı bitirebilir. Ayrıca eğer tampon koymak gerekirse gazlı bez tamponlar değil sadece sinüslere konulan sünger yapısındaki küçük tamponlar tercih edilmelidir ki zaten bu durumda hem hastanın rahatlığı yüksek olmakta hemde iyileşme daha sorunsuz gerçekleşmektedir .

Sinüzit ameliyatlarında günümüzdeki başarı oranı nedir?

Halk arasında ameliyat sonrası sinüzitin yeniden tekrarladığına dair yaygın bir inanış var. Bu daha çok eski tip sinüzit ameliyatlarının yapıldığı yıllardan kalma bir bilgi. Endoskopik sinüs cerrahisinde başarı pek çok faktöre bağlı.

Bir tek sinüzit hastalığı ve bir tek sinüs cerrahisi tekniği yok. Yani her hasta aynı değil. Örneğin sadece sinüs kanallarının daralmış yada tıkalı olduğu basit tekrarlayan sinüzitlerde başarı oranı 90ların üzerinde iken tüm sinüsleri tutan bir yaygın polipli sinüzitte başarı daha düşük, tek bir sinüsün tutulduğu durumda başarı tam olabilirken allerjik zemine bağlı sinüzitler de sıklığı ve ağırlığı azalmış olmakla beraber tekrarlamalar olası. Ayrıca ameliyat tedavisinden sonra uygun bir ilaç tedavisi ve düzenli bir hasta izlenimi, ameliyat sırasında kullanılan donanım ve doktorun bu konudaki özel deneyimi başarıyı etkileyen diğer faktörler.


Sinüzitten nasıl korunabiliriz?

Özellikle sık tekrarlayan üst solunum yolları sinüzite yol açabileceğinden basit bir nezle bile önemsenmeli. Uzun sürebilecek burun tıkanıklıklarına izin verilmemeli. Sigara içilmemesi, kirli hava ve klimalı ortamlarda uzun kalınmaması kişinin kendisinin alabileceği başlıca önlemler. Üst solunum yolu allerjisi olanların da mutlaka bir KBB Uzmanına görünmesi önerilir.

Migren Nedir ve Olusumu 

1371 Migren, çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Tedavi edilmemiş sinüzit hastalığının migrene dönüştüğü varsayılmaktadır.

Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Kişi ataklar arasında kendini tamamyle normal hisseder, ancak bir sonraki atağın endişesi içindedir. Eskiden "sadece bir baş ağrısı tipi" olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir.

Migren ağrısı genellikle orta şiddette ya da şiddetlidir ve kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir; hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Baş ağrısı zonklayıcı ya da nabızla birlikte atan şekilde hissedilebilir ve başın tek bir yanında yerleşebilir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir.

Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür; kadınlarda 18.6 ve erkeklerde 6.5 oranında görülmektedir. Yapılan çalışmalarda bir hekim tarafından teşhis konulmamış olan migren hastası oranının kadın hastalarda 59 a, erkeklerde ise 70 e ulaştığı gözlenmiştir.

Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır. Oysa ki migren ilaçla tedavi edilebilir. Günümüzde migreni önleyen ya da tedavi eden çok sayıda ilaç bulunmaktadır.

Egzema Nedir?Egzamanın Cesitleri,Belirtileri ve Tedavisi 

egzama, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli deri hastalığı. Başlıca özelliği, kızarık deri üzerinde beliren kabarcıklardır. Akut, kronik, yaş ve kuru egzama gibi türleri vardır.




Egzama çeşitleri

Kenarlı hebra egzaması
Apış arasında ve uylukta görülen mantar hastalığı. Bir dermatofitondan Epidermophyton floccosum, Tricadan rubrum, T. interdigatele ileri gelen kenarlı egzamalar erkeklerde daha sık görülür. Kaba etin iç yüzeyinde, kenarları grintili çıkıntılı, ortası daha soluk, kırmızı lekeler ortaya çıkar. Lekeler bir yan da ya da iki yanda olur, kaşıntılıdır ve kenarları kabarcıklarla sınırlıdır. Mantar ilaçlarıyla tedavi edilir.

Seboreli egzama
Seborenin görüldüğü bögelerde yerleşen kırmızı, pullu, yağlı görnümlü lezyonları içeren deri hastalığı. Seboreli egzama, saçlı deride ve bunun kenarlarında, alında seboreli kask, kaşların üzerinde ya da aralarında, burun-yanak oluklarında, kulak arası girintilerde, kulak yolunda, göğüs kemiğinin orta yerinde seboreli madalyon görülür. Bazı egzamamsı egzamatit deri hastalıkları ile sınırları pek belirsizdir. Tedaviden kolaylıkla sonuç alınabilir indirgenler özellikle yerel kortikoitler fakat bu egzama tipi bir hastalıktan fazla bir durumu belirtiğinden yinelemeler her zaman olasıdır.

Egzama en sık görülen deri hastalığıdır
Şekiller ne olursa olsun, üstderide dokusal bir birime her zaman rastlanır: egzoseroz ve sponijoz süngerleşme. Maphigi mukoza cisimcikleri oluşan sıvıyı emer, hücreleri birbirinden ayırır, sonra desmoslarda hücreleri birleştiren bağları koparır ve üsderinin içinde kabarcık oluşmasına yol açar.Böylece egzama birçok evreden geçer:kızarıklık, kabarcıklanma, akıntı ve kabarcıklar kuruduktan sonra parlaklık ve pullanma.

Fakat bu evrelerin hepsi birden bulunmayabilir, çoğu zaman bunlardan biri üstün durumdadır. Egzama akut olabileceği gibi genellikle akıntılı ve çok kaşıntılı süreğen de kronikleşme olabilir. o zaman daha çok kızarıklık ve pullu, zaman zaman kabarcıklı ve değişik şiddetle kaşıntılı.

Yer yer madeni para biçiminde olabileceği gibi yaygın da olabilir. Bazı yerleşim bölgeleri karakteristiktir.

Ellerde disidrozgörünümündedir. Memelerdeki egzama her zaman çift taraflıdır ve çoğu zaman bir uyuz belirtisidir. Memede, bir yanda egzamaya benzer bir deri hastalığı görüldüğünde Paget deri hastalığı akla gelmelidir kanser hastalığı.


Genellikle iki tip egzama vardır:

Edinsel egzama
Edinsel egzama ya bir iç etmene karşı duyarlılıktan nispeten ender rastlanır, çünkü iç etmenlerden doğan deri hastalığı çoğunlukla kurdeşen biçiminde ortaya çıkar ya da bir dış etmene karşı duyarlılıktan gelir.


Temas egzaması
Aslında ayrım kesin değildir, çünkü temas egzamasının ortaya çıkması için genellikle önceden hazırlıklı bir bünye gerekir. Temas egzaması genellikle meme çocuklarında görülen egzama tipidir. 3 aylığa doğru ortaya çıkar ve ilk olarak yüzden başlar. Evrim belirsizdir. 2 ya da 7 yaşlarında kesin olarak iyileşebildiği gibi, büyük çocuklukta ve yetişkinde yavaş yavaş süreğen hale de gelebilir. Bazen astım gibi başka alrjik hastalıklar buna eşlik edebilir. Temas egzaması sayıca çok fazladır ve çoğunlukla mesleklere bağlıdır.

Egzamayı oluşturan etkenler
Egzama, zamansız uygulanan bir ilaç yüzünden de ortaya çıkabilir kükürt, civa, antihistaminikler, sülfamitler, penisilin, vb. ile yapılmış tozlar ya da merhemler.

Ev kadınlarında görülen egzama el egzaması çamaşır suyundaki potasyum bikromata, çeşitli çamaşır sularına, hatta lastik eldivenlere bağlıdır.

En sık görülen temas egzamalarından biri kozmetiklerden ve saç boyasından para grubu ileri gelir. Güzellik müstahzarları, özellikle kokulu oldukları zaman, sayısız yüz egzamalarına neden olabilirler. Tırnak cilasının özel bir yeri vardır, tırnaklarda egzama yapmaz, ama göz kapaklarında yapar.

Giysilerin yaptığı egzamalar genellikle kauçuktan ve sentetik dokumalardan ileri gelir oysa, aslı nedeni boyadır, özellikle siyah,mavi ve yeşil renkli boyalar, yoksa hep söylendiği gibi kumaş değil. Boyundaki egzama çoğunlukla yüksek yakalı hırka giyilmesinden ileri gelir. Ayak egzaması ayakkabıdan ileri gelebilir deri boya, cila ya da yapıştırıcı. Madenler özellikle nikel bir temas egzamasına neden olabilir saat bileziği, zincir vb.. Deri testleri bazen temas egzamasının nedenini ortaya çıkarabilir.

Enfeksiyon egzamaları mikrop ya da mantar kökenlidir. Ama enfeksiyon mu egzamaya neden olmuştur, yoksa enfeksiyon mikrop kapan egzamanın mı sonucudur, kestirmek zordur.


Atopik Egzama
Atopik ekzema, atopik dermatit döküntü ve kaşıntıya neden olan kronik ve alevlenmelerle seyreden bir deri hastalığıdir. Genellikle ailesinde astım, alerjik rinit gibi atopi alerji öyküsü bulunan kişilerde görülür.

Atopik dermatit sıklığı giderek artmakta olan bir deri hastalığıdir. Günümüzde hemen hemen her 5 çocuktan birinde görüldügü belirtilmiştir. Hastalık genellikle yaşamın ilk yılında ortaya çıkar ve yeni teşhis konan olguların 50 si 12 aylıktan küçük bebeklerdir. Atopik dermatit küçük çocuklarda daha sık görülen kronik bir hastalık olmasına karşın her yaştan hastayı etkileyebilir. Atopik dermatit bulaşıcı değildir.


Tedavisi
Akut evrede eski ilaçlar halen değerini yitirmemiştir; ihlamur ile ıslatmalar, suyla tutulmuş hamur ya da bezoini olmayan taze domuz yağıyla hazırlanmış hamur kompresleri, ellerde önemli bir akıntı varsa 2 gümüş nitrat eriyiği sürme. Pullanma evresinde indirgenler ihtiyol, katran kullanılır. Yerel kullanılan kortikoidler çok büyük yarar sağlar kıllı bölge ya da kıvrımlarında losyonlar, ıslak bögelerde kremler, kuru bölgelerde merhemler, ama yüzde, flüorlu olmayanları yalnız kısa sürelerde ve çok büyük ihtiyatla kullanılmalıdır.

Genel tadavi, özgü olsun olmasın duyarsızlaştırmayı öngörür. Antihistaminikler, özellikle kaşıntıya karşı çok yararlıdır. Genel kortizon tedavisinde ağır olgularda başvurulur, tedavi kesildikten sonra çoğunlukla hastalık yine tekrarlar. Bazı kaplıcalarda yapılan banyolar yararlı olabilir.

Erkek ve Kadınlarda Bel Soğukluğu Belirtileri Tedavi ve Korunma Yolları 

Neisseria gonorrhoeae ya da Gonokok olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu İdrar yolları, rahim boynu, rektum ve boğaz ya da göz konjonktiva mukozalarını etkileyen en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında belsoğukluğu hastalığı olarak da bilinmektedir...

Gonore ayrıca deri ve eklemleri de tutabilir,kadınlarda kısırlığa neden olabilir.

Belirtiler
Kadınlar: Büyük bölümünde herhangi bir belirti vermez.Kadının hasta olduğu ancak ilişkide bulunduğu erkeğin teşhisi konduktan sonra ortaya çıkar. Belirti veren kadınlarda, ilişkiden birkaç gün sonra genellikle 7-21 gün idrar yollarının ağzından yeşilimtrak veya sarı renkte kötü kokulu iltihabi bir akıntı olur.Akıntı çevresinde kızarıklık ve şişlik oluşabilir.Sık ve ağrılı idrar yapma şikayeti görülebilir. Erken dönemde tedavi edilmezse enfeksiyon geriye doğru ilerler ve mesane, rahim boynu, rahim, tubalar, overler, genital bölge çevresindeki bezler ve rektum enfekte olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrılar oluşabilir.

Erkekler:Erkeklerde ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler ortaya çıkar.İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli sarı- yeşil akıntı gelir.Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede kızarıklık ve şişlikte oluşabilir.İdrar yapma hissi oldukça sıktır ancak az miktarda idrara çıkılır.

Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi oluşabilir.Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir.Ayrıca salgıların göze bulaşması sonucu konjonktivit de oluşturabilir.Gonoreli bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.

Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme olasılığı artmıştır.

Tanı:

Akıntıdan alınacak örneğin mikroskop altında incelenerek ikropların görülmesi ile veya kültürünün yapılması ile kolayca konulabilir.

Tedavi:

Doktorunuz tarafından verilecek uygun antibiyotiklerle enjaktabl veya ağızdan tedavisi mümkündür.Eşlerin birlikte tedavi olması gereklidir.

Korunma:

Cinsellikle bulaşan tüm hastalıklarda olduğu gibi tek eşlilik ve güvenli bir prezervatif kullanımı hastalıktan korunmayı sağlayacaktır.

Bitkilerin Sağlımız Acısından Onemi 

Bitkiler ve Sağlımıza Faydaları

 

Böbrekleri, karaciğeri, dalağı zehirli ve zararlı maddelerden arındırır. Lenf kanseri dahil olmak üzere, tüm lenf sistemi hastalıklarında kullanıl­malıdır. Lenf sistemindeki tıkanıklıkları açar ve zararlı maddelerden arındırır. Dölyatağı hastalık­larında da kullanılabilir. Bitki çayı, çay içimi, dış­tan kompres ve yıkama biçiminde, deri hastalık­larına, yaralara karşı kullanılabilir. Bitki, epilep­si (sarah) hisleri, Parkinson hastalığı, sinirsel hastalıklar, idrar tutukluğu, kum ve taş rahatsız­lıklarında da önerilir. Her tür böbrek hastalığı ve böbrek iltihabına karşı, yapışkanotu - altınbaşak eşit karışımının çay ile kürsel uygulanmalıdır.

Yapışkan otunun kullanımı
Yapışkan otu çayı: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolu­su kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Günle 2-5 bardak taze demlenmiş çay, gargaralar eşliğinde soğutulmadan içilir.

Yapışkan otu merhemi: İyice yıkanarak ince kıyılan nemli bitkinin özsuyu, mutfak robotu kul­lanılarak elde edilir. Oda sıcaklığındaki tereyağı ile bitki özsuyu iyece karıştırılır ve elde edilen merhem buzdolabında saklanır, üzün süre da­yanmaz, küflenir.

İltihaplara karşı huş ağacı

Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış huş ağacı yaprağı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir.

Bedendeki sıvı birikimlerini (ödemleri), böb­rekleri kesinlikle yormadan veya tahriş etmeden çözebilir. İdrar kesesi iltihabına ve idrar yolları iltihabına karşı etkiliciir. üzün süreli bitki çayı kullanımının sonucunda, bedendeki ürik asit dü­zeyi aşağı çekilebilir. Romatizma, gut ve artrit ra­hatsızlıklarına karşı da kullanılabilir.

Dut özellikleri
* Meyve,yaprak ve kabuklarından yararlanılan bu bitkinin ,yaklaşık 12 türü vardır.
* Hemen her bölgede ve ülkede yetişir.

Dut faydaları
* Kan yapıcı özelliği vardır. İştahı açar. Kilo aldırır.
* İdrarı söktürür. Mideyi güçlendirir.
* Kabız yapıcı özelliği vardır.
* Böbrekteki yağ oranını dengeler.
* Bağırsakların çalışmasını düzenler.
* Anjin hastalığının tedavisinde kullanılır.

Defne ağacı (defne yemişi) özellikleri
* Hemen hemen heryerde yetişen bu bitkinin birkaç türü vardır.
* Özellikle yabanisinden faydalanılır.
* Yaprakları dökülmeyen bu hoş kokulu bitkinin yine yemiş ve yapraklarından yararlanılır.

Defne ağacı (defne yemişi) faydaları
* Müzmin baş ağnlannı geçirir.
* Doğum zorluklarını giderir.
* Adet gecikmelerinde etkilidir.
* Romatizmal ağrıları dindirir.
* Mide iltihaplarını kurutur.
* Karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

Çörek otu (çöre otu, siyah susam, şevkerak) özellikleri
* Yaz aylarında mavi ve yeşil renkte çiçekler açan çörek otu, yol kenarlarında ve ekin tarlalarında yetişir.
* Olgunlaştıktan sonra toplanan meyveleri, güneşte kuru tulmak suretiyle kullanılır.
* Bu tohumlar,ekmek ve çöreklere lezzet verici olarakda katılır.

Çörek otu (çöre otu, siyah susam, şevkerak) faydaları
* İştah açtığı gibi uyarıcı olarakta kullanılmaktadır.
* Süt ve idrar arttırıcı özelliğe sahiptir.
* Adet kanamalarını düzenler.
* Ayrıca yağı saç dökülmesine ve kepeğe karşı yavaşlatı cı olarak kullanılmaktadır.
* Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Çitlenbik (melengiç) özellikleri
* Yaklaşık yetmiş çeşidi olan bu bitkinin meyvesinden ,yapraklarından, tohumundan ve sakızından yararlanılır.

Çitlenbik (melengiç) faydaları
* Ağız salyasının kesilmesini sağlar.
* Saçları koyulaştırrr. İdrarı söktürür.
* Midedeki müzmin ağrıları geçirir.
* Yaraları iyileştirici özelliği vardır.
* Dalak için çok yararlıdır. Öksürüğü keser.
* Ayak terlemesini önler. Şişmanlatıcı özelliği vardır.
* Böbrek kumlarının dökülmesini sağlar.

Çilek (koca yemiş) özellikleri
* Saplar sürüngen olan bu bitkinin beyaz çiçekleri vardır, birçok türü bulunur.
* güzel kokuludur meyvesinden yararlanılır.

Çilek (koca yemiş) faydaları
* Mide ve bağırsak tembelliğini giderici özelliğe sahiptir
* Vücuda zindelik verir.
* Hastalıklara karşı bağışıklık kazandırır.
* Tansiyonu düşürür. Îdrarı söktürür.
* Bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar.
* Safra hastalığının iyileşmesine yardımcı olur.
* Karaciğer yetmezliğine iyi gelir.
* Ateş düşürücü özelliği vardır. Cildi güzelleştirir.
* Diş taşlarının erimesinde yardımcı olur.
* Damar sertliğine iyi gelir. Mideyi kuvvetlendirir.
* Romatizmal hastalıklara iyi gelir.

İnsanların Korkulu Ruyalarından Diş Apsesi Nedir,Belirtileri ve Tedavisi 

Apse Nedir?
Bazı kişiler diş curumesi ciddi bir sağlık sorunu olarak görmezler. Ancak, zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmediğinde, daha çok sorun yaratan bir hastalığa yol açabilir. Çürüme, bakterinin, dişin özünü enfekte etmesine izin verir. Enfeksiyon köke ve çevre kemiğe yayılır. Bu abse olarak bilinir. Eğer enfeksiyon kemiğe ulaşırsa, diş kaybedilebilir. Enfekte diş kökü ve şişmiş doku ağrıya neden olabilir. Eğer kök ölürse, ağrı yok olacak, ancak yavaş yavaş da bitişik kemiğe zarar verecektir. Enfeksiyonun bir bölümü olarak oluşan irin, çene boyunca bir kanalı aşındırabilir ve diş eti üzerinde bir şişme ya da içi irinle dolu bir deri lezyonuna yol açabilir.

Apse Belirtileri

  •  Dişte sürekli ya da zonklama şeklinde ağrı;
  •  Sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassasiyet;
  •  çiğnerken ağrı;
  •  Boyunda şişmiş lenf düğümleri
  •  Ateş ve genel kırıklık.

Apse Teşhis

Eğer dişinizde sürekli ve zonklama tarzında bir ağrı varsa, çiğnerken ağrı duyuyorsanız ya da sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassassanız apseli bir dişiniz olabilir. Hafif ateş, boyunda şişmiş lenf düğümleri olabilir ve genel olarak kendinizi iyi hissetmezsiniz.

Sızlayan dişin yanındaki diş eti üzerinde oluşan şişme bir noktada patlayabilir ve patlarken ağzınızda kötü tat ve koku bırakan yoğun bir sıvı çıkarabilir. Aynı anda, ağrı büyük bir olasılıkla geçecektir. Eğer bu semptomlardan herhangi birini yaşarsanız, derhal diş hekiminize başvurun. Diş hekiminiz dişinizi muayene eder ve ne yapılması gerektiğine karar verir.

Apsenin Tedavisi

Diş hekiminize gitmeden önce, aspirin ya da başka bir ağrı giderici alarak apse ağrısını geçirmeye çalışabilirsiniz. Yalnız, aspirini doğrudan dişinizin ya da çevre dokunun üzerine uygulamayın. Ağzınızı saat başı ılık, tuzlu suyla çalkalamak yatıştırıcı olabilir ancak tedavi edici değildir.

Geçmişte, apseli bir dişe yapılan tek tedavi, dişin çekilmesiydi Belirli koşullar altında diş çekimi yine de uygun olabilir. Ancak, günümüzde diş hekimleri genellikle apseli dişleri iyileştirmektedirler.

İlk adım olarak, diş hekiminiz büyük bir olasılıkla enfeksiyonu gidermek için bir antibiyotik tedavisi uygulayacak. böylece enfeksiyonun vücudunuzun diğer bölümlerine yayılmasını önleyecektir. Rahatlamanız için ayrıca reçeteye ağrı giderici ilaçlar yazabilir.

Dişinizi kurtarmak için diş hekiminiz, o bölgeyi uyuşturabilir ve daha sonra o dişin diş özü yuvasına bir delik açabilir. Bu basıncı azaltacaktır. Diş özü yuvası temizlenir, dezenfekte edilir ve hareket etmeyecek şekilde bir maddeyle doldurulur. Apseli diş temizlendikten sonra eğer şişme devam ediyorsa, diş hekiminiz aktinomikoz adı verilen bir hastalık olup olmadığını anlamak için özel bir kültür yapmayı isteyebilir.

Bir sonraki adımda diş hekimi diş içine geçici bir dolgu koyacaktır. Enfeksiyon temizlendikten sonra

Diş hekimi büyük bir olasılıkla sizi birkaç ay içinde tekrar görmek isteyecektir. Tekrar gördüğünde ise apsenin bıraktığı boşlukta kemik ve dokunun büyüyüp büyümediğini saptamak için dişin röntgeni çekilecektir. Eğer boşluk sağlıklı görünüyorsa, tedavi biter. Enfeksiyon devam ederse, ek tedaviler gereklidir ve diş hekimi sizi hastalıklı dokunun (zaman zaman kökün ucunu da içeren bir küçük kısım) ortadan kaldırılması için ameliyat edecek olan bir uzmana gönderebilir.

Kalbiniz İcin İşte Size Altın Değerinde Bilgiler 

• Kalbimizi rahatsız eden bazı risk faktörleri üstünde fazla bir şey yapa­mayız. Risk oranı yaş ilerledikçe artar. Ancak kadınlar, menopoz dönemine kadar kalp hastalıklarına yakalanma bakı­mından daha korunaklıdırlar. Ne var ki bu devreden sonra erkeklerle kadınların kalp has­talıklarına yakalanma olasılığı eşit duruma gelir. Bunun yanı sıra kalıtım da Önemli bir etken. Ancak diğer risk faktörlerini denetleyebilir ve kontrol altında tutabiliriz. Bunların başlıcalan yüksek kolesterol, tansiyon, sismanlık, şeker hastalığı, hareketsizlik, sigara, stres ve duzensiz beslenme gibi faktörlerdir.

• Yağların vücuttaki dağılımı, kalp krizinin en önemli habercilerindendir. Özellikle kadınlarda görülen yağların baldırlar ve yan taraflara top­lanması kadınlar için o kadar önemli olmazken erkeklerdeki yağların göbek bölümünde toplanması, kalp krizi rikini Kadınlara oranla iki misli artırıyor, kalp hastalıkları riskini de on bir kez çoğaltıyor.

• Normal elektro çekilirken uzanmak ve hare­ketsiz kalmak yanlış sonuçlar doğurabilir ve kalbimiz hakkında yanlış bilgiler verebilir. Bu nedenle pedal çevirirken veya merdiven çıktıktan sonra eforlu bir elektro kontrolü daha doğ­ru sonuçlar verir.

• Kalp krizinin belirtileri aynı deprem gibi ön­ceden ortaya çıkmaz. Ancak çoğu kez kalp kri­zi bir göğüs veya sol kolumuzdaki bir ağrıdan hemen sonra ortaya çıkar. ‘Diğer bazı sinyaller ise, kalp atışlarının aniden hızlanması, küçük eforlar için büyük zorluk ve yorgunluk, şişen bacak ve topuklar, göğüste basınç hissi soğuk terlemeler, mide bölgesinde ağrıdır.

• ilk ağn ortaya çıktığında vakit kaybetmeyin. Efor sarfetmeyip yarı oturur bir biçimde uza­nın, bir aspirin alın. Damarlardaki tıkanıklığı önleyen ilaçlar ancak erken müdahalede yarar­lıdır. Ani bir kalp krizinde göğüs ve gerekirse solunum masajı en önemli ilk yardım önlemleridir.

• Beslenme açısından günde üç öğün yemek yararlıdır, içinde süt ve yoğurt bulunan iyi bir kahvaltı başlangıç için idealdir. Aşırı koleste­rol bulunan etli ve yağlı yiyeceklerde aşı­rıya kaçmamak, bolca meyve, ve sebze yemek gerekir. Alkollü içkilerden şarap iki kadehi geç­memeli ve kesinlikle sert içkiler içilmemelidir.

• Şeker hastalığı kalp krizini artıran faktörlerin başında gelir. Bu yüzden bu hastalar sürekli olarak glisemilerini yani kan şekerlerini ölçtürmeli ve tansiyonlarını kontrol altında bulun­durmalıdırlar.

• Sigara içme alışkanlığı, kalp krizi olasılığını beş kez artırır. nikotin kalp atışlarını artırırken damarlardaki tansiyonun yükselmesine sebep olarak, damarların tıkanmasını kolaylaştırır. Si­garayı bırakan bir kişi ancak 5-7 yıl sonra hiç içmemiş biriyle aynı kalp krizi riskine sahip olur.

• Stres de kalp hastalıklarına yol açan başka bir etkendir. Stresli bir olay karşısında organizma­mızdan salgılanan bazı hormonlar damarları hasara uğratarak kalp krizi riskini artırır. Bu ne­denle yaşamı daha sakin ve rahat karşılamanın yollarını bulmak gerekir.

• Fiziksel bir etkinlik veya spor düzenli yapıldı­ğında kalp krizi riskini azaltabilir. Haftada en az üç kez yirmişer dakika spor çok yararlıdır. Tenis ve duvar tenisi gibi fiziksel ve sinirsel ge­rilim yapan ve dikkati yoğunlaştırmayı gerekti­ren sporlardan uzak durun.
Bu önlemlere sağlıklıyken uyulması halinde kalbin sahibine ve çevresindekilere sürpriz yap­masına izin verilmemiş olunur

Fazla Kilolar ve Kalbe Verdiği Zarar 

Kalp Sağlığınız İçin Şişmanlık İyi Değildir
Enfarktüse zayıflar şişmanlardan daha iyî tahammül etmektedir. Lüzumundan fazla yağ Miyokart Enfarktüsü ve et, kalp üzerine bir yük teşkil eder. kadar şişmansa bu fazla et ve yağı için o kadar uzun damarlara ve kalbin de o’. dar fazla çalışmasına ihtiyaç vardır. Hastalanmış bir kalp bu vazifeyi ifada güçlük çeker. Şişman erkeklerde miyokart enfarktüsünden ölüm nispeti zayıflara nazaran %40 fazladır. Kadınlarda nispet, daha yüksek olup şiş­man kadınlar miyokart enfarktüsünden zayrf kadınlara nazaran %75 daha fazla ölürler. Ka­dınlar şişmanlarlarsa erkeklere nispetle haiz oldukları avantajı tamamen kaybederler. İncelemeler gösteriyor ki kalp damarı sertİeşmiş kimselerde fazla şişmanlık çok tehlikeli­dir. Her kilo alışla tehlike biraz dana artar. Hekiminizin size kilo kaybetmeniz için yaptığı ısrarları makul görüp ona yardım etmelisiniz. Kilo kaybetmek pek zor birşey değildir. Dikkatle tanzim edilen bir diyet, bu.iş için kâ­fidir. Kalbinizin damarlarında olup bitene karışmak pek elinizde değilde de iştahınızla mü­cadele etmek elinizdedir.