fuhus ve zinanın insanlara zarari
Bilirsiniz, atomun bir çekirdeği vardır, bir de bunun çevresinde
elektronlar. Elektronlara müdahale atomun yapısında değişikliklere
sebep olur, kimyasal reaksiyonlar meydana gelir. Bu, birçok zararlara
sebebiyet verir. Fakat esas zarar, atomun çekirdeğine kontrolsüz ve
yanlış bir müdahale olduğu zaman olur. Çekirdeğe müdahale edildiğinde
atom infilak eder, ortalık darmadağın olur.
Toplum da bir
atom gibidir. Çekirdeği de ailedir. Çekirdeğe müdahale edilince toplum
hayatı dinamitlenmiş olur, sosyal dengeler bozulur. Sosyal denge
bozulunca da, o toplumun meydana getirdiği, millet ve milletin meydana
getirdiği devlet sarsıntı geçirir.
Aileye önem vermezse,
toplumun düzeni bozulur; filozofların dediği gibi, fert fert birer
canavar olurlar. Batı, bu canavarlaşmada hızla yol almaktadır.
Fransa’da ve Almanya’da yayınlanan dergiler sık sık bu konuları gündeme
getiriyorlar. Giderek çöken aile kurumunu kurtarmaya çalışıyorlar.
Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, boşanma oranlarının çok yüksek
olan Avrupa’da, yakında aile mefhumunun kalmayacağı endişesini dile
getiriyorlar.
Aile, ne kadar sağlam olursa, toplum o derece
güçlü temeller üzerine kurulmuş olur. Bir milleti yıkmak isteyen iç ve
dış düşmanlar, ilk tahribatlarına aileden başlarlar. Toplumların
dejenere olmasında fuhşun rolü tartışılmazdır. Çünkü fuhuş, toplumun en
temel direği olan aile yapısını hedef alır.
Aile için en büyük tehlike
Aile toplumun çekirdeğidir. Sağlıklı nesil bu yuvada yetişir. Çocuk
fizikî gelişmesini de, ahlak ve terbiyesini de önce buradan alır. İnsan
sevgisinin kaynağı ailedir. Bu yuva için en büyük tehlike fuhuş ve
zinadır. Zina her şeyden önce ailenin oluşmasını engeller. Zina yapan
bir insan bir yuva kurmak istemez.
bunlar kişideki imanın haykırışları… Şurası bir gerçek ki, fuhuş
yapanların veya zina günahına bulaşanların çoğu, bunun haram olduğunu
bildikleri için bilinç altlarında büyük bir vicdan azabı ve huzursuzluk
duyarlar. İnkâr etseler de kendilerine güvenlerini içten içe
kaybetmeleri bunun bir göstergesidir. Çünkü her günah fıtratı bozar. Bu
bozma işi insana “Ben bu işi yapacak kadar basit bir insan değilim
aslında. Keşke yapmasaydım” şeklinde vicdan azabı çektirir.
Aslında bir dereceye kadar bu vicdan azabı güzeldir. Çünkü bu sıkıntı,
insanı tövbe kapısına yönlendirmesi adına bir tetikleme görevi
üstlenir. Rabbimizin af ve mağfiret kapıları ardına kadar açık. Bize
düşen defalarca sürçsek de o kapının tokmağını çalmak.
Ancak
bu vicdan azabı bir vesvese haline gelirse, “Artık ben bittim. Allah
beni asla affetmez” şeklinde bir ümitsizliğe sebebiyet verirse, işte o
zaman yeni bir tehlike başlamış olur. Bu tarz ifadeler şeytanın o insan
için hazırladığı ikinci bir tuzaktır. İlk tuzağa yakalanan kişi,
tövbeyle düştüğü uçurumdan kendisini çıkarmalı ve şeytanın bir kere
daha aldatmasına izin vermemeli.
Diğer dinlerde olduğu gibi
dinimizde de neslin korunması asıldır. Bu da ancak nikâhla mümkündür.
Nikâh toplum hayatı için bir nimettir. Gayr-ı meşru birleşmeler aile
kurumunu ortadan kaldırır.
Aynı zamanda zina, kurulmuş olan
ailenin dağılmasına ve perişan olmasına sebep olur. Geride faydasız
pişmanlıklara gömülen, aldatmanın veya aldatılmanın verdiği acıyla
yaşayan erkekler ve kadınlar, birbirinden kopmuş anne ve babanın ilgi
ve şefkatinden yoksun büyüyen evlatlar kalır.
Bugün fuhuş
yüzünden pek çok insan onurunu kaybetmiş, kendine olan saygısını ve
güvenini yitirmiş, aşağılık bir yaşam çizgisini benimsemiştir. Fuhuş
yüzünden çok sayıda yuva dağılmış, aileler çökmüştür. İnsanlara genel
bir mutsuzluk, huzursuzluk ve aradığını bulamama psikolojisi hâkim
olmuştur.
Oysa Allah’ın gösterdiği yola uyup, temiz olanı
seçseler, diğer bir deyişle helal olan bir seçim yapsalar insanlar hem
psikolojik açıdan rahat ederler, hem kendilerine güvenleri gelir, hem
karşılıklı sevgi ve saygı muhafaza edilir, hem de sağlam aile ve
toplumlar oluşur.
Bu konuda şu dersler dikkat çekicidir:
Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ile
hayatlandırınız ve farzlarla ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle
muhafaza ediniz. (Sözler, s. 212)
Hakiki zevk ve elemsiz lezzet
ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman
hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevi bir lezzette çok elemler
var. Bir üzüm tanesi yedirir, on tokat vurur gibi hayatın lezzetini
kaçırır. (Sözler, s. 216)
Medya gençlerin ahlakını bozuyor
Maalesef ülkemizdeki medya, yayınlarıyla aile üzerinde çok derin
tahripler yapıyor. Müstehcen içerikli yayınların en büyük zararı,
ahlaki değerlerin kaynağı olan kültür ve inancımız üzerindeki
tahribatı… Medya araçlarının en geniş izleyici kitlesi gençler ve
çocuklar olunca bu tahribattan da en çok onlar etkileniyor.
Ayrıca ergenlik dönemindeki gençler ve çocuklar zihinsel ve bedensel
gelişimlerini henüz tamamlamadıkları için, yetişkinlere oranla bu tür
yayınlardan daha çok etkileniyorlar.
Çocuklar ve gençlerin
gelişim döneminde model almanın önemli bir yeri vardır. Medya araçları
bu kadar yaygın değilken çocuğun veya gencin modeli belki
annesi-babası, ablası-ağabeyi, yani yakın çevresinden birileriydi.
Özellikle televizyonla beraber yakın çevrenin yerini, ünlü şarkıcılar,
futbolcular, mankenler ve hatta gerçekte var olmayan dizi veya film
kahramanları aldı. Saydığımız bu kişilerin hayat tarzları, hal ve
hareketleri göz önünde bulundurulursa örnek alınacak bir model teşkil
etmedikleri ise açık…
Gerek televizyonda, gerekse yazılı
basında ünlü kişilerin lüks ve para içindeki hayatları sunulurken, öte
yandan yaşadıkları gayr-ı meşru ilişkiler ve skandallar da gözler önüne
seriliyor. Dolayısıyla lüks hayatlar kadar, yaşadıkları seviyesiz
ilişkilere de özeniliyor.
Öte yandan, günde en az on tanesine
maruz kaldığımız dizilerin konuları da hep aynı eksen etrafında
dönüyor. Evlilik dışı ilişkiler, sigara ve içki tüketimi, şiddet,
yalan-dolan, iftira, dizilerin ana temalarını oluşturuyorken, cinsellik
de önceki yıllara göre daha fazla vurgulanıyor.
Kişilik
gelişimlerinde artık; aile, okul ve yakın çevreden daha etkili olan
medya bu yöndeki yayınlarıyla çocuk ve gençleri, hem bireye, hem de
topluma büyük zararı dokunan yanlış ilişkilere ve davranışlara
alıştırıyor, bunları halkın gözünde olağanlaştırıyor ve sonunda normal
gibi algılanmasına sebep oluyor.
Televizyondan görüp, gazete
ve dergilerden okuduğu davranışları günlük hayatında uygulamaya
başlayan gençlerin sonu da ne yazık ki, kurmaca dünyada olduğu gibi
mutlu olmuyor. Sonuç yine medya aracılığıyla bizlere sunuluyor. Gün
geçmiyor ki, gençler arasında geçen bir şiddet olayının, intihar
vakasının, namus cinayetinin haberi verilmesin. Yapılan araştırmalar da
yaşanan ahlaki çöküntüyü gözler önüne seriyor. Örneğin, ülkemizde
kürtaj yaşının 14’ün altına düştüğü kaydediliyor.
Bütün bu
yaşananlar Türkiye’nin kalkınma ve ilerleme yolunda da en büyük engeli
teşkil ediyor. Çünkü ahlaki değerlerini ve inançlarını kaybetmiş bir
toplum, kültürel ve teknolojik alanda da ilerleme gösteremez. Görülüyor
ki, müstehcenliğin zararları birey bazında kalmıyor; toplumun bugününü
ve geleceğini de etkiliyor.
İşte size çarpıcı bir misal:
Televizyonları şov programlarıyla tanıştıran Osman Yağmurdereli, Zaman
gazetesinin, 27.08.2006 tarihli “Cumaertesi” ekinde, televizyonda
izleyecek şov programı bulamadığını söylüyor ve ekranlarda eli yüzü
düzgün programların olmayışından yakınarak sözlerine şöyle devam ediyor:
“Televizyoncular, yaşadığı topluma bir şeyler vermeli. Maalesef doğru
programlar yapılmıyor. TV kanallarının Türk ahlak, örf ve âdetlerine
uygun işler üretmeleri gerekiyor. Bugün yapılan programlar özellikle
gençleri olumsuz etkiliyor. Dahası ileride kapanması güç yaralar
açacak. Bunu herkesin bilmesi lazım. ‘İstemeyen seyretmesin’ mantığı da
çok saçma.”
Evet, işte ülkemizdeki şov ve magazin dünyası
içinde bulunan bir insan bu ibretlik sözleri söylüyor. Umarım bu sözler
ilgili yerler tarafından dikkate alınır ve alınan kararlar pratiğe
yansır.
Aldatma,
kadın-erkek hangi cins tarafından yapılırsa yapılsın son derece kötü,
acı ve çirkin bir şeydir. Bunun hiçbir özrü, mazereti ve açıklaması
olamaz. Aldatıp sonra da buna makul bir izah getirmeye çalışmak ise
inanılmaz komik ve trajiktir. Genel kabul erkeğin karısını aldatması ve
kadının bu aldatılma neticesinde psikolojik sorunlar yaşamasıdır. Ama
şunu unutmayalım ki, erkekler eşlerini yine bir kadınla aldatırlar.
Yani bu meselede erkekler olduğu kadar kadınlar da suçlu…
Bu
sözlerimizle aldatma konusunun cinsiyetle alakalı bir şey olmadığını
kadın ya da erkek her iki tarafta da olabileceğini ve bu olgunun
psikiyatrik bir durum olduğunu ifade etmek istiyoruz. Ancak erkekler,
yaptıkları hataları masum, normal göstermek ve üstlerini örtmek
amacıyla çoğu olayı bireysel olmaktan çıkarıp sanki tüm erkeklere
hasmış gibi gösterirler. Böylece sorumluluğu tüm erkeklerin
paylaşmasını sağlarlar.
Ama erkeklerin bu konuda gündemde
olmaları, bütün erkeklerin eşlerini aldattıkları ya da aldatacakları
anlamına kesinlikle gelmez. Maalesef aldatma konusunda erkeklere bunu
bir “hak”mış gibi sunan toplumun bozulmuş ahlak değerleri ve
mesajlarıdır. Sayıları az da olsa, medyada renkli bohem gecelerin ve
çarpık ilişkilerin süslü bir anlatımla verilmesi bunu ne masum kılar,
ne de her erkek yapıyordur anlamına getirir.
Bizim dikkatinizi
çekmek istediğimiz husus, gayr-ı meşru ilişkilerin insanda ve o insanın
şahsında bütün toplumda açtığı yaralar. Düşünün bir adam intihara kadar
teşebbüs edebiliyor. Aslında bu adamın eşini de konuştursak o da
girdiği maceradan çok huzurlu değildir. İlk başta geçici bir mutluluk
yaşamış olabilir, ama sonrasında mutlaka pişmanlık duyacaktır.
Günahlar zehirli bal gibidir. Ve insan zehirli balın sancısını hemen
idrak edemez. Önce tatlı ve hoş gelir. Fakat sonra zehrin kıvrandıran
sancısı başlar ve insan karanlık girdaplara, çıkmaz sokaklara, limansız
sahillere sürüklenip gider. Neticede hem bu dünyasını hem de öteki
dünyasını berbat eder.
Bugün için kırktan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık
bilinmektedir. Cinsel ilişki sırasında bazı hastalık etkenlerinin
eşlerden birinden diğerine geçmesi mümkündür. Bunlar arasında
belsoğukluğu, frengi, genital herpes (cinsel uçuk), klamidya, AİDS ve
bazı hepatit (bulaşıcı sarılık) türleri gibi hastalıklar yer
almaktadır. Bu hastalıklar çeşitli iltihaplanmalar, uzun süren ağır
sağlık sorunları ile başlayıp, çeşitli kanser türleriyle
sonuçlanmaktadır.
AİDS hastalığının önü alınamıyor
Zina ve eşcinsellik gibi gayr-ı meşru ilişkiler tehlikeli ve acı verici
onlarca hastalığın bulaşma nedeni olmaktadır. AİDS, kurbanlarını zina
edenler ve eşcinsellerin oluşturduğu gruptan seçmektedir ve virüs
yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Bu hastalığın İngilizce ismi AİDS’tir.
Acquired Immuno Deficiency Syndrome (Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık
Sistemi Sendromu) kelimelerinin kısaltılması ile oluşmuştur. Bu
hastalıkta, vücut, bağışıklığını kaybeder ve çeşitli hastalıklar ve
kanser için kolay bir av haline gelir. Tedavisi bulunmayan şiddetli
acılardan sonra en fazla birkaç sene sonra kesin ölümle
sonuçlanmaktadır.
