Çocuklar bu kanlı satranç tahtasında
Biz, bu girişimin benzerini yakın geçmişimizden iyi hatırlıyoruz.
Beş yıl olmuş. Kadro aynı. Zihniyetin asla değişmediği, değişmesinin
mümkün olmadığı, her fırsatta, her esintide sinsice hayatımıza
hükmetmeye yeminli olduğunu kavrayabilmek için o beş yıl önceki
teşebbüsü hatırlatmak istiyorum.
O zaman da suçüstü yakalanmışlar, kendilerine itirazı olanlara karşı
önce milli hırçınlık damarlarını kabartmış, sonra sinmek zorunda
kalmışlardı.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in , AKP tarzı ‘pragma’ marka hayal
gücüyle yoğurup geliştirdiği yöntem, gerçekten de bu konuda bir çığır
açacak nitelikteydi. “Sarıgelin” belgeseli çıkartmasının da öncülüydü.
2004 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, Ermeni okullarının da aralarında
bulunduğu ilk ve orta dereceli okullara bir genelge göndererek, ‘Ermeni
soykırımının asılsız olduğu’ temalı konferansların verilip kompozisyon
yarışmaları yapılmasını istedi.
Genelgede, konferanslarda, konuyla ilgili seminerlere katılmış
öğretmenler ile çevrede bulunan yüksek öğretim kurumlarında görevli
‘uzman’ akademisyenlerden yararlanılması isteniyordu: “Konferanslarda
mümkünse canlı şehit yakınlarının anılarını anlatmaları sağlanacaktır.
Asılsız soykırım iddiaları konusunda TRT, YÖK Başkanlığı, Kültür
Bakanlığı ile bazı Üniversiteler bünyesinde hazırlanan CD’lerin temin
edilmesi durumunda, bu CD’lerden de yararlanılacaktır.”
Yararlanılacak kitap listesi de şöyleydi elbet: Yusuf Ziya
Bildirici’nin “Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız
Ermeni İlişkileri”ile Erdal İlter’in “Ermeni Kilisesi ve Terör”ü.
Değerli araştırmacı yazarlar ne kadar gurur duysa azdır, demiştik.
Milli Eğitim’in talimatı çerçevesinde her ilde okul temsilcileriyle bir
toplantı yapılmış, bu toplantıda da öğretmenlere kamuoyu oluşturma
konusunda kullanılması gereken ve tabii ki kaçınılması gereken ifadeler
basılı olarak dağıtılmıştı. Sözgelimi, öğrenciler kompozisyonlarını
kaleme alırken, “Birinci Dünya Savaşı ortamı içinde Türklerin bazı
Ermenileri öldürmüş olabileceği” şeklinde ifadelerden, aman ha,
kaçınacaktı. Sonra, “Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler
Anadolu’da birçok Türk’ü öldürdüğü için Türkler de Ermenileri
öldürmüştür” demek de yasaktı. Kısacası Ermeniler öldürülmemiş,
yollarda kendiliğinden telef olmuş ya da devletimizin resmi görüş
üslubuna daha da yakışır bir açıklamayla aslında Anadolu’da zaten
Ermeni yokmuş, şimdiki bir avuç Ermeni de Ermenistan’daki zulümden
kaçıp bu toprakların şefkatine sığınmış olacaktı. Kerli ferli adamlar
yüzleri kızarmadan böyle bir genelge yayınlayabiliyorsa, ilkokul
çocuklarının da bu tür kompozisyon yazmasından doğal ne olabilir.
Bitmedi. “Bazı ülkeler Ermeni iddialarını gündeme getirmeden önce kendi
tarihlerini incelemelidirler” ifadesi de sakıncalılardan ilan
edilmişti. Onda da suçunu ikrar var. Biz ettiysek siz de ettiniz, gibi.
Kullanılacak cümleler, sıralanmıştı: “Ermenistan, yayılmacı ve işgalci
bir devlettir. Bölgedeki huzura tehdit oluşturmaktadır...Ermenistan,
anayasasının giriş bölümünü iptal etmeli ve Türk halkından ve
devletinden özür dilemelidir.” “Ermenilerin soykırıma uğradıklarını
iddia ettikleri dönemde gerçekte soykırıma uğrayan, Türklerdir.”
Velhasıl, resmi ideolojinin alacaklıyı borçlu çıkarma temrinleri, bu
kez çocuklara yamanıyordu.
Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink biraz bezgin bir
öfkeyle uyarıyordu: “Bir kere şunu belirtelim ki, biz sadece böyle bir
genelgenin Ermeni okullarına gönderilmesine tepki göstermiyoruz.
Türkiye’deki bütün okullara gönderilmesinden rahatsızlık duyuyoruz.
Okullar bilginin dikte edildiği yerler değildir. Tam tersine bilginin
sorgulandığı yerlerdir. Okullara gönderilen genelge, Ermenilerin
soykırımına politik bir karşı tavırdır ve bu tavrın alanı Türkiye’deki
okullar olmamalı. Bu çıkışın hedefi genç beyinler olamaz. Ermeni
çocuklarına ‘asılsız soykırım iddiaları’ dedirtmek psikolojik bir
işkencedir. Öte yandan sayın Milli Eğitim Bakanı yaptığı açıklamada, bu
genelgenin okullara gönderilmesini Dışişleri Bakanlığı’nın istediğini
söyledi. Bakan, ‘Dışişleri Bakanlığı bize Ermeni okullarına göndermeyin
demedi’ diyor. Bu gülünç bir açıklama. Durum böyleyse Milli Eğitim
Bakanlığı’na ne ihtiyaç var?.... Çözümsüzlüğün devam etmesi için
girişilen bu çabalarla, hem çocuklarımızın hem bizim ruh sağlığımızı
etkiliyorlar. Çocuklarla uğraşmayı bırakıp tarihi tartışarak ve
araştırarak açıklamaya çalışsınlar .”
Biz de haykırmıştık: Ermeni çocuklarına bu kompozisyonları dayatmak,
onlara daha şu küçük yaşlarında birer savaş esiri olduklarını, bu
memlekette yaşayakalmak için kimi resmi metinlere imza atmaları
gerektiğini ilan etmektir. Bu vahşi tutumu, kendisi de Türk maarifinin
koşullu şefkatinden geçmiş birkaç muktedirin gülünesi gafı olarak
kaydedip hafife almak, yerleşik ırkçılığa çanak tutmaktır.
Hitler Almanya’sından bir fotografı hatırlatırım. Bir dershanede
tahtaya kaldırılıp sınıfın önüne dizilmiş birkaç Yahudi çocuk. Ellerini
suçlular gibi kavuşturmuş, boyunları bükük duruyorlar. Tahtada ‘Yahudi
en büyük düşmanımızdır! Yahudilere dikkat!’ yazılı.
Atalarının akıbetini öğrenmelerine izin vermediğiniz çocuklardan uzak
durun. Gölge etmeyin. Sizin koyu gölgenizde hiçbir ot bitmiyor.
Ne değişti?
Hrant’ı katlettiler. İki yıldır da bu cinayeti örtbas edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Ama işte yine çıkıp “Sarı Gelin” kepazeliğini seyrettirme çabasına girebiliyorlar.
Ahmet İnsel’in kaleminden belgeselin vasıflarını özetleyelim: “Altı
bölümden oluşan ve ‘Cumhuriyet Tarihi’nin en kapsamlı belgesel dizisi’
olarak kendini öven bu belgesele bakınca, insan kendini klasik bir Nazi
propaganda belgeseli izler gibi hissediyor. Osmanlı Ermenilerinin
tehcir vesilesiyle çok büyük bir kırıma uğramalarının tüm sorumluluğunu
Ermenilere yüklemeye bile tenezzül etmiyor belgesel. Dönemin olaylarını
ve tarihsel sıralamasını hiç bilmeyen veya resmi tarih dışında bir
bilgisi olmayan kişilerde, tersine Ermenilerin Türklere ‘soykırım’
uyguladıkları inancını yaratabilecek biçimde gelişiyor.”
500 kadar Ermeni yurttaş Başbakan’a açık bir mektup yazarak belgeselin
hiç değilse Ermeni okullarında gösterilmemesini istedi. Bakanlık da
bunun üzerine geri adım atarak yarısı dağıtılan DVD’lerin diğer
yarısının dağıtımının durdurulduğunu müjdeledi. Açıklamada yine iç içe
örülmüş bir yalan yumağı yuvarlanıyordu. Belgesel öğretmenleri
bilgilendirmek için dağıtılmıştı, vs. Özrü kabahatinden büyük vahşilera
alışığız.
Her şeyden geçtim, çocuklara kurukafa tepeleri seyrettirmenin yaratabileceği travmaları hiç mi akıllarına getirmezler?
Nitekim bir Türk babası, bakanlığa dava açmakta gecikmedi. Belgeseli
izlemiş olan küçük kızı uykularından olmuş, ikide bir büyüklerine
‘Ermeniler bizi kesti mi?’ diye soruyor, başka hiçbir şey
düşünemiyormuş.
Minik yavrulara apoletler takıp ortalara salan, onlara İstiklâl
marşı’nın bütününü ezberletip karşısına geçip ağlayan, onları
Ermenilere karşı doldurmakta bir sakınca görmeyen Türkoğlu Türk
Müslümanlar, Kürt çocuklarının meydanlara dökülüp taşlara sarılmasını
asla affedemiyor.
Bebeklerden katil yaratmak için maarifi devreye sokanlar, çocukların
kendilerini yaralayıp kanlarıyla boyadıkları bayrak karşısında gururdan
şişinenler, çok doğal, Kürt çocuklarına yetişkin muamelesi yapmaktan
bir türlü vazgeçemiyor.
Çünkü çocuklar bir an evvel büyüsünler, şehitlik mertebesi için
şimdiden kuyruğa girsinler diye savaştan, nefretten, milliyetçilikten,
ırkçılıktan vazgeçilmiyor.
Çocuklar bu kanlı satranç tahtasına çoktan sürüldü.
