| | Create free blog ( Türkçe , Русский , Deutsch , Español )
Haberler ve MakalelerRSSYorum RSS

 

1371

Sadece 1 sn yede confickerleri yakalayın 

1 Nisan'da aktive olması beklenen Conficker virüsünde hala hiçbir hareket olmadı. Kamuoyunda virüsün zararsız olduğu izlenimi yaygınlaşırken güvenlik firmaları ve bilim adamları hala tetikte bekliyor. Kodları içerisinde 1 Nisan tarihinin geçmesinin bir şaka veya aldatma taktiği olduğundan şüphelenen bu firmalar, henüz tehlikenin geçmediğini ve ancak Conficker virüsü etkisi altında olan milyonlarca bilgisayarın temizlenmesi ile tehlikenin geçmiş olarak kabul edilebileceğini söylüyorlar. Bu virüsten etkilenen bilgisayarların temizlenmesi ise yine kullanıcılara düşüyor.

Şu anda sisteminizde Conficker virüsü bulunup bulunmadığını tespit etmek için uzmanların önerdikleri ek çok farklı yöntem var ama bunların çoğu oldukça zahmetli yöntemler. Çok daha basit bir sistem ile sizler de kendi bilgisayarınızı test edebilirsiniz. Genellikle virüsler kendilerini korumak amacıyla bilgisayarın antivirüs veya güvenlik firmalarının

web sitelerine bağlanmalarını engelliyorlar. Conficker virüsünün bağlanmayı engellediği sitelerden çağırılan bazı resimleri bir araya getiren "Conficker Eye Chart" adlı bir test sayfası, bu resimlerin hangilerinin görüntülendiğine bakarak bilgisayarınızın tehlikede olup olmadığını anında tespit etmenizi sağlıyor. Ancak maalesef bu sistem web trafiği için Proxy server kullanılan bilgisayarlarda işe yaramıyor.

Online Oyun Tutkunları İcin Yeni bir Oyun WARRIOR EPIC 

Dünyanın en büyük online oyun yayıncılarından olan True Games'den oyun tutkunlarını kendisine hayran bırakacakyepyeni bir isim geliyor: "WARRIOR EPIC".

Haftada sadece birkaç saat online kalarak bile oyunun güncel bir kullanıcısı olmayı başarabileceğiniz yepyeni bir formatta hazırlanan WARRIOR EPIC, MMO (massively multiplayer online) oyun keyfinizi adeta ikiye katlayacak. 20 Mart'tan itibaren www.warriorepic.com adresinden Beta versiyonuyla oynanabilecek ve Türkçe dil seçeneğine de sahip olacak olan , MMORPG (massively multiplayer online role playing game) oyunların tutkunlarına maksimum oyun keyfi sunmak için özel olarak hazırlandı. Büyük beğeni kazanacağı şimdiden öngörülebilen WARRIOR EPIC, sadece bu oyuna özgü olan "Ruh Sistemi" gibi yenilikleriyle de çok konuşulacak.

bel soğukluğu nedir 

Neisseria gonorrhoeae ya da Gonokok olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu İdrar yolları, rahim boynu, rektum ve boğaz ya da göz konjonktiva mukozalarını etkileyen en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında belsoğukluğu hastalığı olarak da bilinmektedir...

Gonore ayrıca deri ve eklemleri de tutabilir,kadınlarda kısırlığa neden olabilir.

Belirtiler
Kadınlar: Büyük bölümünde herhangi bir belirti vermez.Kadının hasta olduğu ancak ilişkide bulunduğu erkeğin teşhisi konduktan sonra ortaya çıkar. Belirti veren kadınlarda, ilişkiden birkaç gün sonra genellikle 7-21 gün idrar yollarının ağzından yeşilimtrak veya sarı renkte kötü kokulu iltihabi bir akıntı olur.Akıntı çevresinde kızarıklık ve şişlik oluşabilir.Sık ve ağrılı idrar yapma şikayeti görülebilir. Erken dönemde tedavi edilmezse enfeksiyon geriye doğru ilerler ve mesane, rahim boynu, rahim, tubalar, overler, genital bölge çevresindeki bezler ve rektum enfekte olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrılar oluşabilir.

Erkekler:Erkeklerde ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler ortaya çıkar.İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli sarı- yeşil akıntı gelir.Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede kızarıklık ve şişlikte oluşabilir.İdrar yapma hissi oldukça sıktır ancak az miktarda idrara çıkılır.

Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi oluşabilir.Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir.Ayrıca salgıların göze bulaşması sonucu konjonktivit de oluşturabilir.Gonoreli bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.

Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme olasılığı artmıştır.

Tanı:

Akıntıdan alınacak örneğin mikroskop altında incelenerek ikropların görülmesi ile veya kültürünün yapılması ile kolayca konulabilir.

Tedavi:

Doktorunuz tarafından verilecek uygun antibiyotiklerle enjaktabl veya ağızdan tedavisi mümkündür.Eşlerin birlikte tedavi olması gereklidir.

Korunma:

Cinsellikle bulaşan tüm hastalıklarda olduğu gibi tek eşlilik ve güvenli bir prezervatif kullanımı hastalıktan korunmayı sağlayacaktır.

Mantar nedir.Mantardan Kurtulma yolları 

Çoğumuz koltuk altımız veya kasıklarımız gibi cildimizin kıvrım yaptığı bölgelerde ve ayaklarımızda kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık, kötü koku ile ortaya çıkan mantar hastalıkları hakkında birşeyler duymuş,ya da bunlara yakalanmışızdır. Derinin mantar hastalığının yanı sıra, tırnaklarımızda beyaz-sarı renk değişikliği, kalınlaşma ve kırılma ile kendini gösteren tırnak mantar hastalığı da oldukça yaygın olarak görülür...

Bundan yalnızca 10 yıl önce, ayak ve tırnak mantar hastalıkları gibi inatçı hastalıkların etkili bir tedavisi yoktu. Eski ilaçlar, örneğin merhemler ve losyonlar mantarı öldürmüyor sadece üremesini durduruyorlardı, ayrıca tırnak mantarı tırnağın altında yerleştiğinden bu ilaçlar çoğunlukla etkisiz kalıyorlardı.


Ancak günümüzde ağızdan alınarak kan yoluyla tırnağın altına nüfuz edebilen ve mantarlar üzerinde öldürücü etkisi olan ilaçlar bulunmaktadır.


Mantar Hastalığı Nedir?

Mantarlar, deride ve tırnakların altında çoğalan ve ancak mikroskop ile görülebilecek küçük organizmalardır. Bu organizmalar bütün çevremizde, özellikle ayakkabı ve terliklerde, havlularda, bahçede, evde, genel kullanıma açık duşlar, jimnastik salonları, yüzme havuzlarının basamakları, otel ve cami halıları gibi ortamlarda bulunurlar. Tüm mantar hastalıkları oldukça bulaşıcıdır ve kolaylıkla yayılabilir. Ayak ve tırnak mantar hastalıkları tedavi edilmediklerinde vücudunuzun diğer bölümlerine yayılabilir, yakınlarınıza bulaşabilir veya vücudunuzda bakterilere bağlı daha ciddi infeksiyonlara neden olabilir.


Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Bulaşır?

Mantarların üremek için sıcağa ve neme gereksinimi vardır ve sıcak iklimler onlar için mükemmeldir. Havuzlar, plajlar, jimnastik kulüpleri, güzellik salonları, yatılı okullar ve camiler gibi ortak kullanım alanları ve ortak kullanılan havlu, terlik, ayakkabı gibi eşyalar mantarların çoğalması ve bulaşması için çok uygundur. Ayrıca pişikler, ayakkabı vurması, su, deterjan, sentetik giysi ve çoraplara bağlı tahrişler de ayaklarda mantar hastalığı gelişmesi için uygun zemin hazırlar. Ayak mantar hastalığı tedavi edilmediğinde tırnaklara bulaşabilir. Tırnak mantarı genellikle basit bir yaralanma ile başlar. Örneğin, el ve ayak tırnaklarının kırılması, tırnakların çok kısa kesilmesi, dar ayakkabının tırnağı sıkıştırması gibi. Yaralanan tırnağa mantarların yerleşmesi daha kolay olur.

Ayak ve Tırnaktaki Mantar Hastalıklarının Nasıl Farkına Varabilirim?

Ayak mantar hastalığı, ayak parmakları arasında kaşınan ve acıyan deri ile kendini gösterir. Ayak derisi soyulur ve yüzey açık hale gelir.Mantar bulaşmış kısımlar ya da ara bölgeler genellikle beyaz renkli ve sulantılıdır.Ayaklar sıklıkla terli ve kokuludur.


Tırnak mantar hastalıkları, genellikle el ya da ayağın bir ya da iki tırnağında başlar. Daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Hastalığın erken dönemlerinde normal sağlıklı pembe renk kayboldukça, tırnağın dış köşesi hafif sarılaşır. Hastalık yayıldıkça tırnak sertleşir ve şekil değiştirir. Hastalıklı mantarlı doku zayıflar ve kolaylıkla kırılır. Tüm tırnak, dokunulmaya karşı hassastır ve ayakkabı hatta çorap giymek bile acı verir. Tırnak gevşeyebilir ve deriden ayrılabilir, hatta düşebilir. Tırnakları kesmek ve tırnak cilası sürmek işe yaramaz. Hastalığı yenmenin tek yolu tıbbi yardım almaktır.

Ayak ve Tırnak Mantar Hastalığını Nasıl Önleyebilirim?

- El ve ayakları, özellikle de parmak aralarını sürekli temiz ve kuru tutmak için çaba gösterin,

- Sentetik ya da yün çoraplar yerine 100 pamuklu çorap giyin, çoraplarınızı sık sık değiştirin ve yıkayın,

- Ayakkabı, terlik, havlu ve bornozlarınızı kimseyle ortak kullanmayın,

- Ortaklaşa kullanılan duş ve soyunma odalarında çıplak ayakla dolaşmayın, terlik giyin.


Eğer Bir Mantar Hastalığı Kaparsam Ne Yapmalıyım?

Hemen önlem alınmalıdır. Doktorunuza başvurun. Sorunu gözardı etmek sadece her şeyi daha da kötüleştirecek ve çok uzun sürecek tedavilere yol açacaktır.


Ayak ve Tırnak Mantarı Tedavi Edilmezse Ne Olur?
Tedavi edilmeyen ayak ve tırnak mantar hastalıkları kötü görünümünün yanı sıra, vücudunuzun diğer bölgelerinde mantar hastalıklarına yol açabilir. Daha da önemlisi, tırnak mantarı ciddi ve hastanede tedavi gerektiren bakteriyel infeksiyonlara da neden olabilir.
Unutmayın! Ayak ve tırnak mantarı bulaşıcıdır ve tedavi edilmediğinde, ailenize ve diğer yakınlarınıza bulaşabilir.

Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Tedavi Edilir?
Ayak ve tırnak mantarlarına sıklıkla aynı mikroorganizmalar neden olur. Tırnak mantarı tırnağın altında gelişen bir hastalık olduğundan, tırnak üzerine sürülen kremler, losyonlar, jeller veya merhemler her zaman etkili olmayabilirler.

Ayak ve tırnak mantarının çoğunlukla ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.


Doktorunuzun Yazdığı İlacı Kullanırken Dikkat Etmeniz Gerekenler:


- İlacınızı doktorunuzun önerdiği gibi, her gün düzenli kullanın.

- Sabırlı olun. Bu tedavi zarar görmüş tırnağı iyileştirmeyecektir. Mantarı ortadan kaldırıp alttan gelecek olan tırnağın sağlıklı çıkmasını sağlayacaktır.

- Tırnağınız iyileşmiyor gibi görünse de, doktorunuzun yazdığı ilacı kullanmaya devam edin ve bitirin. Tırnaklar çok yavaş uzarlar ve sağlıklı yeni bir tırnağın çıkması birkaç ay alabilir. Tırnağın dip kısmında bir miktar yeni sağlıklı tırnak gördüğünüzde tedavinin işe yaradığından emin olabilirsiniz.

- Doktorunuzun belirttiği zamanda kontrole gelmeyi ihmal etmeyin. Tedavinizin yararlı olup olmadığını ancak doktorunuz söyleyebilir.

- Tam olarak tedavi edilmediğinde, ayak ve tırnak mantarı tekrar ortaya çıkabilir.

kök hücre 

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi de by-pass olamayacak 10a yakın hastanın hasarlı kalbine kök hücre nakledildi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi de kök hücrelerden damar ve kalp kası oluşturulmaya çalışılıyor, Antalya Üniversitesi Tıp Fakültesi de ise böbrek hücresi üretilmesi konusunda çalışmalar sürüyor...

Sonunda tıpta devrim niteliğindeki klonlama Güney Korede yapıldı. İlk kez bir insan embriyonu klonlayarak bu embriyodan kök hücre elde eden Güney Koreli bilim adamları, Alzheimer, Parkinson, multiple skleroz, felç, kan hastalıkları gibi hastalıkların tedavisi için dört gözle beklenen kök hücre terapisine doğru da ilk adımı attılar. Amerika Birleşik Devletleride klonlama yasak olduğu için Güney Korede gerçekleştirilen çalışmalarda, 242 insan yumurta hücresi üzerinde işlem yapıldı. Bu yumurtalardan ise 30 embriyo klonlanabildi, sadece bir tanesinden de kök hücre elde edilebildi. Seul Ulusal Üniversitesi den Prof. Dr. Woo Suk Hwang liderliğinde gerçekleştirilen klonlama çalışmalarına Michigan Üniversitesi den ileri hücre teknolojisi uzmanı Amerika Birleşik Devletlerili Dr. Jose Cibelli de katıldı. Her ne kadar tedavi amaçlı bir klonlama gerçekleştirilmiş olsa da bu gelişmeler, her zaman olduğu gibi etik tartışmalarını da gündeme getirdi.


Çalışmalar nereye kadar etik?
Tüm dünya bu sıralar Güney Koreli bilim adamlarının insan embriyosundan elde ettikleri kök hücre haberiyle çalkalanıyor. Kök hücreler, özellikle de emriyolardan elde edilen kök hücreler çok değerli. Çünkü bu kök hücreler her türlü dokuya dönüşme kapasitesine sahip oldukları için beyin hastalıkları, felç, diyabet, karaciğer hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, kan hastalıkları gibi bugüne kadar tedavisi bulunamayan hastalıkların tedavisinde büyük umut vaat ediyorlar. Kök hücreler yeni doğan bebeklerin kordon kanında, omurilikte ve kanda bulunuyorlar.

Türkiyede de kök hücre tedavisi konusunda ciddi çalışmalar yapılıyor. Klonlama konusunda ise çalışmalar henüz başlamadı. Kök hücre nakli ve tedavi amaçlı kök hücre çalışmaları ise hemen hemen bütün büyük merkezlerde yapılmakta. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adanada başta üniversite hastaneleri olmak üzere kemik iliği ve kan oluşturan kök hücre hematopoetik kök hücre nakli yapan birimler var. Klonlama konusunda ise Türkiyedeki uzmanlar da ikiye bölünmüş durumda. Klonlamaya kesinlikle karşı çıkanlardan, tedavi amaçlı klonlamayı etik bulanlara kadar pek çok uzmana rastlamak mümkün. Ekibiyle birlikte, kök hücrelerle bugüne kadar pek çok çalışma yapmış olan Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bayık, kök hücrelerin pek çok hastalığın tedavisinde umut ışığı olduğunu belirtiyor. Ancak insan klonlama gibi işlerle uğraşmadıklarını belirten Prof. Bayık, "Zaten teknik kapasitemiz de insan klonlamaya yeterli değil. Yeterli olsaydı da izin almadan yapmazdık. Ancak Türkiyede buna izin verecek bir merci yok. Bunu yapan da kaçak yapıyordur zaten. Biz, insan vücudunda bulunan kök hücrelerle çalışıyoruz. Kök hücrelerden yeni doku oluşturma gibi konularda bizim de projelerimiz var. Özellikle de kalp hastalıkları ve nörolojik hastalıklar üzerinde çalışıyoruz. Çalışmalarımızda etik kuralları aşmamaya çok dikkat ediyoruz" diyor.

Uzmanların söylediklerine göre, kök hücre terapisi çaresiz hastalıkların tedavisinde umut vaat ediyor. En etkili kök hücreler de embriyonik kök hücreler. Ancak bunları kopyalamak, hatta bilimsel çalışmalar yapmak, tedavi amaçlı da olsa pek çok ülkede yasak. Üreme amaçlı embriyo klonlamanın ahlaka aykırı olduğunu belirten Bayık, "Sadece tedavi amaçlı embriyo klonlamanın etik olduğunu düşünüyorum. Ancak buna da karşı çıkanlar var. Embriyonun gelişmesine izin verilse insan olacak, ama kök hücreler tedavi amaçlı alınıp embriyo öldürülüyor diyorlar. Tedavi amaçlı klonlamayla insan klonlama arasındaki fark çok az. Tedavi amaçlı klonlamada da bir insan embriyonu klonlanıyor, ancak onun kök hücrelerini ayıklayarak bir insana dönüşmesini engelliyorsunuz. Yani embriyonu imha ediyorsunuz. Embriyonun büyümesine izin verip, daha sonra bir kadının rahmine yerleştirseniz, insan klonlamış ve doğumuna izin vermiş olursunuz" diyor.


Tedavi amaçlı klonlama
Kök hücre nakillerinde, tıpkı organ nakillerinde olduğu gibi doku uyumu büyük sorun. Yani vücut, nakledilen kök hücreleri reddediyor. Zaten tedavi amaçlı embriyo klonlama işlemi de başlıca bu doku uyumu sorununu ortadan kaldırmak için gerçekleştirildi. Prof. Bayık, "Örneğin felçli bir hastanın derisinden bir parça, ya da vücudundan herhangi bir hücre alınıyor. Gönüllü bir kadının yumurtasının çekirdeği çıkarılıyor, hastanın deri hücresindeki tüm genetik materyali içeren çekirdek, bu çekirdeksiz yumurtanın içine yerleştiriliyor. Tıpkı yumurtanın sarısını çıkarıp, içine başka bir top yerleştirir gibi. Bu durumda yumurta kendini döllenmiş zannederek bölünmeye başlıyor. Bu embriyo blastosist rahme konmadan önceki son aşama safhasına gelip olgunlaştığında ise iç hücre kitlesinden kök hücreler ayıklanarak deney tüplerinde istenen dokuya, örneğin sinir hücrelerine dönüştürülerek vücuttaki hasarlı bölgeye orayı tamir etmesi için yerleştirilebilir. Bu hücreler kişinin kendi kök hücreleri olduğu için de vücut bunu reddetmez. İşte bu, tedavi amaçlı embriyo klonlama. Yani bir insan yapılmıyor. Ancak bütün bunlar henüz teoride mümkün. Bu konuda aşılması gereken daha çok sorun var" diyor.

İnsanın kendi vücudunda neredeyse embriyonik kök hücre kadar büyük potansiyele sahip olan, ancak vücutta gizli bulunan kök hücrelerden de söz ediyor bilim adamları. Bunları bulmak için de çalışmalar sürüyor. Eğer bulunur ve tanımlanırsa belki de embriyo klonlamaya, embriyolardan kök hücre elde etmek için uğraşmaya bile gerek kalmayacak. Türkiyede ve dünyada en çok bilinen ve kullanılan kandaki kök hücreler. Bu hücreler kemik iliği naklinde kullanılan temel hücreler. Ancak kanda dolaşan kök hücrelerin sayısı düşük. Bu nedenle uzmanlar birtakım ilaçlarla kök hücrelerin kemik iliğinden daha fazla kana karışması ve kandaki kök hücre sayının artması için uğraşıyorlar. "Özel makinelerle bu kök hücreler kandan toplanır. Yeterli sayıda toplanabilirse, kemik iliği nakli yaparken kişinin bu kendi hücrelerini kullanabilirsiniz. Böylece reddetme de olmaz" diyor Prof. Bayık. Kök hücreler yoğun olarak bir de bebeklerin göbek kordonunda var. Ancak Türkiyede bu iş iyice ticarete dönüşmüş durumda. Her köşede bir kordon kanı bankası var, herkes çocuğunun kordon kanını saklıyor ve insanlar bilgilendirmeden bu kök hücreler her derde deva olarak gösteriliyor. Kordon kanını saklamak elbette mantıklı olabilir, ancak uzmanlara göre bu konuda daha pek çok soru işaretinin varolduğunu da insanlara söylemek şart.

Burun Akıntısı Ve Kurtulmak İcin Yapılması Gerekenler 

Daha öncede söylediğimiz gibi hepatit B virüsü ile karşılaşmış insanların 90ı interferon tedavisi almadan veya herhangi bir zarara uğramadan bu virüsten kurtulabilir. Ancak ne yazık ki 5 ile 10u bunu başaramaz. Bu gruptakilerin bir kısmı daha önce tanımladığımız gibi taşıyıcı olurlarken bir kısmı da kronik hepatit B hastası olurlar...

Kimler tedavi edilecektir?
Tedaviden önce doktorunuz kanınızda hepatit virüsünün varlığını ve karaciğerinizdeki hasarın derecesini kontrol edecektir. Daha önce de söylediğimiz gibi, eğer karaciğeriniz çok hasta ise interferon sizi iyileştireceğine daha da kötüleştirir. Doktorunuz kanınızdaki virüsün miktarına HBV DNA tayini adı verilen bir testle bakarak interferon tedavisinden yarar görüp, görmeyeceğinize, görecekseniz ne kadar göreceğinize karar verir. Virüs düzeyi düşük olan insanlar virüs düzeyi yüksek olanlara göre interferon tedavisinden daha fazla yarar sağlar. Tedavi öncesi ve gerekirse tedavi sonrasında yapılacak karaciğer biyopsileri de teşhis ve tedavi için yol göstericidir.

Tedaviden ne beklenilmeli?
Kronik hepatit B tedavisi boyunca 6 veya 12 ay boyunca haftada üç kere interferon iğneleri vurulursunuz.

Ne kadar süre önce virüsle infekte olduğunuz tedaviye cevap verme olasılığınızı etkileyen bir faktördür. Ancak yine de hangi hastaların interferon tedavisine yanıt vereceğini söylemek güçtür. Tedavi edilen kronik hepatit B hastalarının yaklaşık yarısı tedaviden yarar görür. Tedaviyle kandaki virüs miktarı düşecek, karaciğer hasarı azalacak ve hastalığın semptomları gerileyecektir. Yapılan klinik çalışmalarda interferon tedavisi alan hastaların 45inin kanının zaman içerisinde tamamen virüsten temizlendiği görülmüştür. Tedavi esnasında doktorunuz hastalığınızın seyrini kontrol etmek için sık aralıklarla ALT seviyelerinizi takip edecektir. Ayrıca HBe Ag veya HBV DNA seviyelerinizi de kontrol ederek kanınızda hala aktif olarak çoğalan virüs olup olmadığını, varsa da hangi düzeyde olduğunu tesbit edecektir.

İnterferon etkilerinden biri de bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücudun infekte hücrelere saldırısını artırmaktır. Bu nedenle bazen interferon kullanımınız sırasında kendinizi interferondan önceki halinizden daha kötü hissedebilirsiniz. Bu duruma biz "alevlenme" diyoruz. Bu iyiye işarat olabilir çünkü genelde interferon tedavisine tedavi sonunda yanıt veren hastalarda bu görülmektedir.

Kanınızın virüsten tamamen temizlenmesi çok zaman alabilir. Sonuç olarak, HBsAG testiniz tedaviden haftalar veya yıllar sonra bile hala pozitif olabilir. Bazı insanlar sonsuza dek virüsten kurtulurken, bazıları ne yazık ki ilacın virüsü kandan tam olarak yok edememesi nedeniyle tekrar hastalanırlar. Biz buna "relaps" diyoruz. Eğer hastalığınız relaps olmuşsa doktorunuz size ya yeni bir interferon tedavisi ya da daha değişik bir tedavi önerecektir.
Unutmayın, virüs kanınızdan tamamen temizlenmiş olsa bile karaciğerinizin eski haline gelmesi uzun zaman alabilir.

Hepatit B de diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Yakın zamana kadar tedavide tek seçenek İnterferon idi. Son yıllarda kullanım alanına giren "Lamuvidine" etken maddesini taşıyan ilaç bu alanda yeni bir ümit kaynağı olmuştur. Günde tek tablet olarak alınan ve önemli yan etkileri olmayan bu ilaçla alınan sonuçlar en az interferon tedavisi ile elde edilenler düzeyindedir. Tek sorun tedaviden sonra nüks görülme ihtimalinin daha yüksek olmasıdır.

Ülser Nedir,Belirtileri ve Tedavisi, 

Tedavi Şekilleri, Hastaların çoğunda en belirgin semptom ağrıdır. Dolayısıyla tedaviden öncelikle beklenen, ağrının bir an önce giderilmesidir. Tedavide iki önemli nokta gözönünde bulundurulmalıdır, Ülserin iyileşmesi ve semptomların giderilmesi için akut tedavi, Gerekli durumlarda, uzun süreli idame tedavisi ile ülser nükslerinin önlenmesi...



Tedavide Kullanılan Başlıca İlaçlar

Mide Asidindeki Yükselmeye Karşı İlaçlar

H2 reseptör antagonistleri
Proton pompası inhibitörleri

Ülser Nedeninin Helicobacter Pylori Olduğu Durumlarda, Organizmanın Eradikasyonuna Yönelik İlaçlar

Ranitidin bizmut sitrat + antibiyotikler
H2 reseptör antagonistleri + antibiyotikler
Proton pompası inhibitörleri + antibiyotikler

İdame Tedavisi Gerektiren Durumlar

İdame tedavisi, hastaların her gün tablet aldığı, uzun süreli tedavidir. Yaşlı ve ağır ülser vakası olan hastalarda tavsiye edilmektedir. Yalnız sınırlı sayıda antiülser ilacı idame tedavisinde kullanılabilir. Orijinal ranitidin gibi H2 reseptör antagonistleri idame tedavisinde başlıca kullanılan ilaçlardır


Gastrit ve Duodenit

Mide ve oniki parmak barsağı iltihaplarıdır. Başlıca semptomlar gaz, geğirme, bulantı, iştahsızlık, dispepsi ve karnın yukarı kısmında rahatsızlık hissidir.


Gastroözofageal Reflü Hastalığı

Reflü, asidik mide içeriğinin yemek borusuna özofagus geri dönüşüdür. Yemek borusu üstündeki kemik sternum arkasında yanma hissi, asidik, acı ve ekşi sıvının boğaza ve ağza gelişi sık ve uzun süreli periyodlar halinde tekrarlarsa, gastroözofageal reflü hastalığı oluşur. Bu hastalığın tedavisi için H2 reseptör antagonistleri veya proton pompası inhibitörü kullanılabilir. İlaç tedavisinin yanısıra şu konulara dikkat edilmelidir:

Baharatlı, asitli yiyeceklerden, çikolata gibi yağlı gıdalardan, turunçgiller ve meyve sularından uzak durun.
Çay, alkol, kolalı içecekler ve hatta kafeinsiz kahve alımlarınızı sınırlayın.
Kilonuza dikkat edin. Fazla kilolarınızdan kurtulun.
Aşırı yemek yemeyin. Her zaman ölçülü yiyin.
Sigarayı bırakın, veya en azından azaltın.
Yemekten hemen sonra spor yapmayın.
Yatmadan evvel atıştırmayın. Yemeklerinizi yatmadan en az 3 -4 saat önce yiyin.
Yatağınızın başucunu yükseltin veya ilave yastık kullanın.
Haftada 3 veya daha fazla antiasit alıyorsanız, doktorunuza başvurun.

Sedef Hastalığı Hakkında Bilgi 

Sedef hastalığı immunogen etik bir hastalıktır. Irsidir ve vücudun bağışıklık sistemi ile ilgilidir. iklim, yiyecekler, enfeksiyonlar, depresyon ve hastaların psikolojik durumları hastalığı azdırır veya davet eder, ancak sebebi değildir.

Sedefi fototerapi, cilde sürülen ilaçlar ve ağızdan alınan ilaçlar ile tedavi edilir

Fototerapi iki şekilde yapılır: UVB ışınları dalga boyu 290-320 nm ve PUVA. Tedavi merkezimizde iki çesit tedaviyi de gerçekleştirecek cihazlarımız bulunmaktadır. Bu cihazlar ile bütün vücuda ele, ayağa, kola, bacağa ve başa ayrı ayrı ultraviole ışınları vermek mümkündür. Bu iki çeşit tedavi de derinin rengine ve hastanın toleransına göre ayarlanır.

UVB ışınlarıyla tedaviye başlamadan önce MED Minimum eritem dozu tespit edilir ve her gün bu tespit edilen dozun 50 oranında artırılarak UVB ışınları verilir. En az 12 tedavi gerekir.

İkinci tedavi yontemi olan PUVAda dalga boyu 320-400 nm derinin daha derin tabakalarına nüfuz eder. PUVA tedavisi ilaçla ışın tedavisinin karışımıdır. Ağızdan ilaç verildikten bir-iki saat sonra UVA ışınları verilir.

Sinüzit 

Tüm dünyada oldukça yaygın görülen bu hastalık özellikle kış aylarına girişte artan viral üst solunum yolları hastalıklarının uzaması halinde sık sık tekrarlayarak müzminleşmiş sorunlara yol açabiliyor. Sinüziti olan pek çok hastanın bu tekrarlamalar sırasında hayat kalitelerini bozan burun tıkanıklığı , burun ve geniz akıntısı, baş ağrısı, öksürük, halsizlik, dikkat kusuru gibi yakınmaları oluyor...

Bu yakınmalar içerisindeki hastaların çalışma günü kayıpları da ulusal ekonomi açısından göz ardı edilemeyecek kadar önemli olabiliyor. Bu konuda sık karşılaşılan soruları yanıtlamaya çalışalım.

Sinüsler nedir ne işe yararlar?

Sinüsler yüz ve kafa kemiklerimizin içerisinde yer alan içi havalı boşluklardır. Üst çene kemiğinde karşılıklı iki büyük yanak sinüsü, alın kemiği içerisinde bir büyük alın sinüsü, gözlerin arasına yerleşmiş küçük odacıklardan oluşan etmoid sinüsler ve kafa tabanında yerleşmiş bir de derin bir sinüsümüz bulunmakta.

Sinüslerimizin en önemli görevleri salgıladıkları salgı ile bütün üst solunum yollarını sürekli temizlemektir.

Sinüzit ne demektir?

Bahsedilen bu sinüslerin ayrı ayrı yada sadece bir yüz yarısında yada hep birlikte iltahaplanma haline sinüzit denilmektedir. Örneğin 10-15 günden beri sürmekte olan bir nezle tablosu aslında bir akut sinüzittir. Yıllarca tekrarlayan belirtilerle karşılaşıyorsak sinüzitin kronikleşmiş olduğu söylenebilir.


Sinüzitlerin sebepleri nelerdir?

Genel olarak söylemek gerekirse sinüsleri temizleyen ince kanallar tıkanırsa sinüzit hastalığı başlar. Bu tıkanıklık tedavi ile yada kendiliğinden açılırsa sinüzit iyileşir ama eğer açılamazsa hastalık kronikleşir. Sinüs kanallarının tıkanıklığına bazı burun içi ve sinüslerle ilgili yapısal koşullar, tekrarlayan üst solunum yolu infeksiyonları, allerjik sebepler, polip ve geniz eti gibi oluşumlar yol açabilir. Bazı kalıtsal sorunlar ve bağışıklık sorunları da sinüzitin diğer sebepleridir.

Sinüzitin belirtileri nelerdir ?

Burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı, burundan konuşma, koku duyusu bozuklukları, sık sık nezle grip olma ve bunların kolay kolay geçmeyişi, özellikle çocuklarda daha fazla olmak üzere inatçı öksürükler. Sanıldığının aksine akut sinüzitlerin dışında baş ağrıları sinüzitte sık değildir. Burada baş ağrılarına yol açan iltihabi olaydan çok burun içerisinde sinüs kanallarını etkileyen diğer bazı yapısal koşullardır.

Çocuklarda da sinüzit olabiliyor mu?

Evet. Çocuklar daha sık viral üst solunum yolu infeksiyonlarına yakalandıkları için ve sinüsleri henüz tam olarak kendilerini temizleyemedikleri için daha kolay sinüzite yakalanabilirler. Ayrıca halk arasında geniz eti denilen adenoid varlığı ve bazı anatomik koşullar da sinüzit oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ancak çocuk sinüzitlerini teşhis koymak, izlemek ve tedavi etmek açısından erişkinlerinkinden farklı olarak ele almak gerekir.


Sinüzitin teşhisi nasıl yapılır?

Sinüzitin teşhisi küçük endoskoplarla yapılan bir kaç dakikalık ve günümüzde iyice basitleşmiş bir muayene ile konulabilir çoğu kez. Endoskopik muayeneye ek olarak bazı durumlarda tomografi istenebilir. Hastaların çoğunda tomografinin tekrarlanmasına hiç gerek yoktur.

Sinüzitin tedavisi nasıl yapılmaktadır?

Sinüzitlerin tedavisi günümüzde çok kolaylaştı. Akut sinüzitlerin tedavisinde yeni çıkan pek çok antibiyotik mevcut. Burada önemli olan antibiyotiklerin hastalar tarafından uzunca bir süre sayılabilecek bir süre kadar yani 2-3 hafta boyunca kullanılmasına dikkat edilmesi. Antibiyotiklerin yanı sıra bazı destekleyici ilaçlarda beraberinde verilmektedir. Hastaları korkutan daha çok ameliyat tedavileri.

Kronikleşmiş sinüzitlerde uygulanan ameliyatlar da günümüzde hasta açısından çok kolaylaşmış durumda aslında.

Sinüzitlerde ne zaman ameliyat gerekiyor?

Kronikleşmiş sinüzitlerde eğer endoskopik muayene ve tomografik incelemede sinüsün kendisini temizlediği kanalların ağzı tıkanmışsa ve bu tıkanıklık uygulanan ilaç tedavileri ile açılmamış ise ameliyat gerekiyor. Ayrıca sinüzitlerin göz ve kafa içerisine yayıldıkları komplikasyon durumlarında acil ameliyatlar da gerekebiliyor .


Sinüzit tedavisinde ne tür ameliyatlar yapılıyor?

Günümüzde sinüs ameliyatları artık neredeyse tamamen endoskopik olarak yapılmakta. Burada muayene sırasında kullanılan endoskoplarla yakın zamanda geliştirilmiş ince araçlar kullanılıyor. Tamamen burun içerisinden girilerek sinüslerin kendi doğal kanalları açılıyor bu sırada başka hiç bir anatomik yapıya zarar vermeden çalışmak gerekiyor. Çoğunlukla genel anestezi tercih ediliyor. Ayrıca teknolojik olarak desteklenmiş ameliyathane koşullarını ve bu konuda özel eğitim almış deneyimli uzmanların varlığını gerektiriyor.

Sinüzit ameliyatlarında en çok korkulan hastaların burun içerisine konan tamponlar, bu konuda acaba yeni gelişmeler var mı? Gerçekten hastaların önemli bir kısmı ameliyattan çok tampon konulmasından korkuyor. Bu korku yakın zamana kadar yaygın olarak konulan gazlı bez tamponlar nedeniyle oldu. Günümüzde endoskopik sinüs cerrahisinde deneyimli bir uzman uygun durumlarda örneğin hastaların yarısına hiç tampon koymadan ameliyatı bitirebilir. Ayrıca eğer tampon koymak gerekirse gazlı bez tamponlar değil sadece sinüslere konulan sünger yapısındaki küçük tamponlar tercih edilmelidir ki zaten bu durumda hem hastanın rahatlığı yüksek olmakta hemde iyileşme daha sorunsuz gerçekleşmektedir .

Sinüzit ameliyatlarında günümüzdeki başarı oranı nedir?

Halk arasında ameliyat sonrası sinüzitin yeniden tekrarladığına dair yaygın bir inanış var. Bu daha çok eski tip sinüzit ameliyatlarının yapıldığı yıllardan kalma bir bilgi. Endoskopik sinüs cerrahisinde başarı pek çok faktöre bağlı.

Bir tek sinüzit hastalığı ve bir tek sinüs cerrahisi tekniği yok. Yani her hasta aynı değil. Örneğin sadece sinüs kanallarının daralmış yada tıkalı olduğu basit tekrarlayan sinüzitlerde başarı oranı 90ların üzerinde iken tüm sinüsleri tutan bir yaygın polipli sinüzitte başarı daha düşük, tek bir sinüsün tutulduğu durumda başarı tam olabilirken allerjik zemine bağlı sinüzitler de sıklığı ve ağırlığı azalmış olmakla beraber tekrarlamalar olası. Ayrıca ameliyat tedavisinden sonra uygun bir ilaç tedavisi ve düzenli bir hasta izlenimi, ameliyat sırasında kullanılan donanım ve doktorun bu konudaki özel deneyimi başarıyı etkileyen diğer faktörler.


Sinüzitten nasıl korunabiliriz?

Özellikle sık tekrarlayan üst solunum yolları sinüzite yol açabileceğinden basit bir nezle bile önemsenmeli. Uzun sürebilecek burun tıkanıklıklarına izin verilmemeli. Sigara içilmemesi, kirli hava ve klimalı ortamlarda uzun kalınmaması kişinin kendisinin alabileceği başlıca önlemler. Üst solunum yolu allerjisi olanların da mutlaka bir KBB Uzmanına görünmesi önerilir.