12 Haziran 2009 12:59 · gfb_nightwolf · 0 fav · Etiketler
Sadece 1 sn yede confickerleri yakalayın
1 Nisan'da aktive olması beklenen Conficker virüsünde hala hiçbir hareket olmadı.
Kamuoyunda virüsün zararsız olduğu izlenimi yaygınlaşırken güvenlik
firmaları ve bilim adamları hala tetikte bekliyor. Kodları içerisinde 1
Nisan tarihinin geçmesinin bir şaka veya aldatma taktiği olduğundan
şüphelenen bu firmalar, henüz tehlikenin geçmediğini ve ancak Conficker virüsü
etkisi altında olan milyonlarca bilgisayarın temizlenmesi ile
tehlikenin geçmiş olarak kabul edilebileceğini söylüyorlar. Bu virüsten
etkilenen bilgisayarların temizlenmesi ise yine kullanıcılara düşüyor.
Şu anda sisteminizde Conficker virüsü
bulunup bulunmadığını tespit etmek için uzmanların önerdikleri ek çok
farklı yöntem var ama bunların çoğu oldukça zahmetli yöntemler. Çok
daha basit bir sistem ile sizler de kendi bilgisayarınızı test
edebilirsiniz. Genellikle virüsler kendilerini korumak amacıyla
bilgisayarın antivirüs veya güvenlik firmalarının
web sitelerine bağlanmalarını engelliyorlar. Conficker virüsünün bağlanmayı engellediği sitelerden çağırılan bazı resimleri bir araya getiren "Conficker Eye Chart"
adlı bir test sayfası, bu resimlerin hangilerinin görüntülendiğine
bakarak bilgisayarınızın tehlikede olup olmadığını anında tespit
etmenizi sağlıyor. Ancak maalesef bu sistem web trafiği için Proxy server kullanılan bilgisayarlarda işe yaramıyor.
Online Oyun Tutkunları İcin Yeni bir Oyun WARRIOR EPIC
Dünyanın en büyük online oyun yayıncılarından olan True Games'den oyun
tutkunlarını kendisine hayran bırakacakyepyeni bir isim geliyor:
"WARRIOR EPIC".
Haftada sadece birkaç saat online kalarak bile oyunun güncel bir
kullanıcısı olmayı başarabileceğiniz yepyeni bir formatta hazırlanan WARRIOR EPIC, MMO (massively multiplayer online) oyun keyfinizi adeta ikiye katlayacak. 20 Mart'tan itibaren www.warriorepic.com adresinden Beta versiyonuyla oynanabilecek ve Türkçe dil seçeneğine de sahip olacak olan
, MMORPG (massively
multiplayer online role playing game) oyunların tutkunlarına maksimum
oyun keyfi sunmak için özel olarak hazırlandı. Büyük beğeni kazanacağı
şimdiden öngörülebilen WARRIOR EPIC, sadece bu oyuna özgü olan "Ruh Sistemi" gibi yenilikleriyle de çok konuşulacak.
bel soğukluğu nedir
Neisseria gonorrhoeae ya da Gonokok olarak adlandırılan bakterinin
neden olduğu İdrar yolları, rahim boynu, rektum ve boğaz ya da göz
konjonktiva mukozalarını etkileyen en sık rastlanılan cinsel yolla
bulaşan hastalıklardan biridir. Halk arasında belsoğukluğu hastalığı
olarak da bilinmektedir...
Gonore ayrıca deri ve eklemleri de tutabilir,kadınlarda kısırlığa neden olabilir.
Belirtiler
Kadınlar: Büyük bölümünde herhangi bir belirti vermez.Kadının
hasta olduğu ancak ilişkide bulunduğu erkeğin teşhisi konduktan sonra
ortaya çıkar. Belirti veren kadınlarda, ilişkiden birkaç gün sonra
genellikle 7-21 gün idrar yollarının ağzından yeşilimtrak veya sarı
renkte kötü kokulu iltihabi bir akıntı olur.Akıntı çevresinde
kızarıklık ve şişlik oluşabilir.Sık ve ağrılı idrar yapma şikayeti
görülebilir. Erken dönemde tedavi edilmezse enfeksiyon geriye doğru
ilerler ve mesane, rahim boynu, rahim, tubalar, overler, genital bölge
çevresindeki bezler ve rektum enfekte olabilir. Cinsel ilişki esnasında
ağrılar oluşabilir.
Erkekler:Erkeklerde ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler
ortaya çıkar.İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve
giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli
sarı- yeşil akıntı gelir.Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede
kızarıklık ve şişlikte oluşabilir.İdrar yapma hissi oldukça sıktır
ancak az miktarda idrara çıkılır.
Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı,
kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi
oluşabilir.Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir.Ayrıca
salgıların göze bulaşması sonucu konjonktivit de oluşturabilir.Gonoreli
bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve
akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi
halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.
Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa
neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme
olasılığı artmıştır.
Tanı:
Akıntıdan alınacak örneğin mikroskop altında incelenerek ikropların
görülmesi ile veya kültürünün yapılması ile kolayca konulabilir.
Tedavi:
Doktorunuz tarafından verilecek uygun antibiyotiklerle enjaktabl veya
ağızdan tedavisi mümkündür.Eşlerin birlikte tedavi olması gereklidir.
Korunma:
Cinsellikle bulaşan tüm hastalıklarda olduğu gibi tek eşlilik ve
güvenli bir prezervatif kullanımı hastalıktan korunmayı sağlayacaktır.
Mantar nedir.Mantardan Kurtulma yolları
Çoğumuz koltuk altımız veya kasıklarımız gibi cildimizin kıvrım yaptığı
bölgelerde ve ayaklarımızda kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık, kötü koku
ile ortaya çıkan mantar hastalıkları hakkında birşeyler duymuş,ya da
bunlara yakalanmışızdır. Derinin mantar hastalığının yanı sıra,
tırnaklarımızda beyaz-sarı renk değişikliği, kalınlaşma ve kırılma ile
kendini gösteren tırnak mantar hastalığı da oldukça yaygın olarak
görülür...
Bundan yalnızca 10 yıl önce, ayak ve tırnak mantar
hastalıkları gibi inatçı hastalıkların etkili bir tedavisi yoktu. Eski
ilaçlar, örneğin merhemler ve losyonlar mantarı öldürmüyor sadece
üremesini durduruyorlardı, ayrıca tırnak mantarı tırnağın altında
yerleştiğinden bu ilaçlar çoğunlukla etkisiz kalıyorlardı.
Ancak günümüzde ağızdan alınarak kan yoluyla tırnağın altına nüfuz
edebilen ve mantarlar üzerinde öldürücü etkisi olan ilaçlar
bulunmaktadır.
Mantar Hastalığı Nedir?
Mantarlar, deride ve tırnakların altında çoğalan ve ancak mikroskop ile
görülebilecek küçük organizmalardır. Bu organizmalar bütün çevremizde,
özellikle ayakkabı ve terliklerde, havlularda, bahçede, evde, genel
kullanıma açık duşlar, jimnastik salonları, yüzme havuzlarının
basamakları, otel ve cami halıları gibi ortamlarda bulunurlar. Tüm
mantar hastalıkları oldukça bulaşıcıdır ve kolaylıkla yayılabilir. Ayak
ve tırnak mantar hastalıkları tedavi edilmediklerinde vücudunuzun diğer
bölümlerine yayılabilir, yakınlarınıza bulaşabilir veya vücudunuzda
bakterilere bağlı daha ciddi infeksiyonlara neden olabilir.
Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Bulaşır?
Mantarların üremek için sıcağa ve neme gereksinimi vardır ve sıcak
iklimler onlar için mükemmeldir. Havuzlar, plajlar, jimnastik
kulüpleri, güzellik salonları, yatılı okullar ve camiler gibi ortak
kullanım alanları ve ortak kullanılan havlu, terlik, ayakkabı gibi
eşyalar mantarların çoğalması ve bulaşması için çok uygundur. Ayrıca
pişikler, ayakkabı vurması, su, deterjan, sentetik giysi ve çoraplara
bağlı tahrişler de ayaklarda mantar hastalığı gelişmesi için uygun
zemin hazırlar. Ayak mantar hastalığı tedavi edilmediğinde tırnaklara
bulaşabilir. Tırnak mantarı genellikle basit bir yaralanma ile başlar.
Örneğin, el ve ayak tırnaklarının kırılması, tırnakların çok kısa
kesilmesi, dar ayakkabının tırnağı sıkıştırması gibi. Yaralanan tırnağa
mantarların yerleşmesi daha kolay olur.
Ayak ve Tırnaktaki Mantar Hastalıklarının Nasıl Farkına Varabilirim?
Ayak mantar hastalığı, ayak parmakları arasında kaşınan ve acıyan deri
ile kendini gösterir. Ayak derisi soyulur ve yüzey açık hale
gelir.Mantar bulaşmış kısımlar ya da ara bölgeler genellikle beyaz
renkli ve sulantılıdır.Ayaklar sıklıkla terli ve kokuludur.
Tırnak mantar hastalıkları, genellikle el ya da ayağın bir ya da iki
tırnağında başlar. Daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Hastalığın
erken dönemlerinde normal sağlıklı pembe renk kayboldukça, tırnağın dış
köşesi hafif sarılaşır. Hastalık yayıldıkça tırnak sertleşir ve şekil
değiştirir. Hastalıklı mantarlı doku zayıflar ve kolaylıkla kırılır.
Tüm tırnak, dokunulmaya karşı hassastır ve ayakkabı hatta çorap giymek
bile acı verir. Tırnak gevşeyebilir ve deriden ayrılabilir, hatta
düşebilir. Tırnakları kesmek ve tırnak cilası sürmek işe yaramaz.
Hastalığı yenmenin tek yolu tıbbi yardım almaktır.
Ayak ve Tırnak Mantar Hastalığını Nasıl Önleyebilirim?
- El ve ayakları, özellikle de parmak aralarını sürekli temiz ve kuru tutmak için çaba gösterin,
- Sentetik ya da yün çoraplar yerine 100 pamuklu çorap giyin, çoraplarınızı sık sık değiştirin ve yıkayın,
- Ayakkabı, terlik, havlu ve bornozlarınızı kimseyle ortak kullanmayın,
- Ortaklaşa kullanılan duş ve soyunma odalarında çıplak ayakla dolaşmayın, terlik giyin.
Eğer Bir Mantar Hastalığı Kaparsam Ne Yapmalıyım?
Hemen önlem alınmalıdır. Doktorunuza başvurun. Sorunu gözardı etmek
sadece her şeyi daha da kötüleştirecek ve çok uzun sürecek tedavilere
yol açacaktır.
Ayak ve Tırnak Mantarı Tedavi Edilmezse Ne Olur?
Tedavi edilmeyen ayak ve tırnak mantar hastalıkları kötü görünümünün
yanı sıra, vücudunuzun diğer bölgelerinde mantar hastalıklarına yol
açabilir. Daha da önemlisi, tırnak mantarı ciddi ve hastanede tedavi
gerektiren bakteriyel infeksiyonlara da neden olabilir.
Unutmayın! Ayak ve tırnak mantarı bulaşıcıdır ve tedavi edilmediğinde, ailenize ve diğer yakınlarınıza bulaşabilir.
Ayak ve Tırnak Mantarı Nasıl Tedavi Edilir?
Ayak ve tırnak mantarlarına sıklıkla aynı mikroorganizmalar neden olur.
Tırnak mantarı tırnağın altında gelişen bir hastalık olduğundan, tırnak
üzerine sürülen kremler, losyonlar, jeller veya merhemler her zaman
etkili olmayabilirler.
Ayak ve tırnak mantarının çoğunlukla ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.
Doktorunuzun Yazdığı İlacı Kullanırken Dikkat Etmeniz Gerekenler:
- İlacınızı doktorunuzun önerdiği gibi, her gün düzenli kullanın.
- Sabırlı olun. Bu tedavi zarar görmüş tırnağı iyileştirmeyecektir.
Mantarı ortadan kaldırıp alttan gelecek olan tırnağın sağlıklı
çıkmasını sağlayacaktır.
- Tırnağınız iyileşmiyor gibi görünse de, doktorunuzun yazdığı ilacı
kullanmaya devam edin ve bitirin. Tırnaklar çok yavaş uzarlar ve
sağlıklı yeni bir tırnağın çıkması birkaç ay alabilir. Tırnağın dip
kısmında bir miktar yeni sağlıklı tırnak gördüğünüzde tedavinin işe
yaradığından emin olabilirsiniz.
- Doktorunuzun belirttiği zamanda kontrole gelmeyi ihmal etmeyin.
Tedavinizin yararlı olup olmadığını ancak doktorunuz söyleyebilir.
- Tam olarak tedavi edilmediğinde, ayak ve tırnak mantarı tekrar ortaya çıkabilir.
kök hücre
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
de by-pass olamayacak 10a yakın hastanın hasarlı kalbine kök hücre nakledildi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
de kök hücrelerden damar ve kalp kası oluşturulmaya çalışılıyor, Antalya Üniversitesi Tıp Fakültesi
de ise böbrek hücresi üretilmesi konusunda çalışmalar sürüyor...
Sonunda
tıpta devrim niteliğindeki klonlama Güney Korede yapıldı. İlk kez bir
insan embriyonu klonlayarak bu embriyodan kök hücre elde eden Güney
Koreli bilim adamları, Alzheimer, Parkinson, multiple skleroz, felç,
kan hastalıkları gibi hastalıkların tedavisi için dört gözle beklenen
kök hücre terapisine doğru da ilk adımı attılar. Amerika Birleşik
Devletleride klonlama yasak olduğu için Güney Korede gerçekleştirilen
çalışmalarda, 242 insan yumurta hücresi üzerinde işlem yapıldı. Bu
yumurtalardan ise 30 embriyo klonlanabildi, sadece bir tanesinden de
kök hücre elde edilebildi. Seul Ulusal Üniversitesi
den Prof. Dr. Woo Suk Hwang liderliğinde gerçekleştirilen klonlama
çalışmalarına Michigan Üniversitesi
den ileri hücre teknolojisi uzmanı Amerika Birleşik Devletlerili Dr.
Jose Cibelli de katıldı. Her ne kadar tedavi amaçlı bir klonlama
gerçekleştirilmiş olsa da bu gelişmeler, her zaman olduğu gibi etik
tartışmalarını da gündeme getirdi.
Çalışmalar nereye kadar etik?
Tüm dünya bu sıralar Güney Koreli bilim adamlarının insan embriyosundan
elde ettikleri kök hücre haberiyle çalkalanıyor. Kök hücreler,
özellikle de emriyolardan elde edilen kök hücreler çok değerli. Çünkü
bu kök hücreler her türlü dokuya dönüşme kapasitesine sahip oldukları
için beyin hastalıkları, felç, diyabet, karaciğer hastalıkları,
kalp-damar hastalıkları, kan hastalıkları gibi bugüne kadar tedavisi
bulunamayan hastalıkların tedavisinde büyük umut vaat ediyorlar. Kök
hücreler yeni doğan bebeklerin kordon kanında, omurilikte ve kanda
bulunuyorlar.
Türkiyede de kök hücre tedavisi konusunda ciddi çalışmalar yapılıyor.
Klonlama konusunda ise çalışmalar henüz başlamadı. Kök hücre nakli ve
tedavi amaçlı kök hücre çalışmaları ise hemen hemen bütün büyük
merkezlerde yapılmakta. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adanada başta
üniversite hastaneleri olmak üzere kemik iliği ve kan oluşturan kök
hücre hematopoetik kök hücre nakli yapan birimler var. Klonlama
konusunda ise Türkiyedeki uzmanlar da ikiye bölünmüş durumda.
Klonlamaya kesinlikle karşı çıkanlardan, tedavi amaçlı klonlamayı etik
bulanlara kadar pek çok uzmana rastlamak mümkün. Ekibiyle birlikte, kök
hücrelerle bugüne kadar pek çok çalışma yapmış olan Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji
Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bayık, kök hücrelerin pek çok
hastalığın tedavisinde umut ışığı olduğunu belirtiyor. Ancak insan
klonlama gibi işlerle uğraşmadıklarını belirten Prof. Bayık, "Zaten
teknik kapasitemiz de insan klonlamaya yeterli değil. Yeterli olsaydı
da izin almadan yapmazdık. Ancak Türkiyede buna izin verecek bir merci
yok. Bunu yapan da kaçak yapıyordur zaten. Biz, insan vücudunda bulunan
kök hücrelerle çalışıyoruz. Kök hücrelerden yeni doku oluşturma gibi
konularda bizim de projelerimiz var. Özellikle de kalp hastalıkları ve
nörolojik hastalıklar üzerinde çalışıyoruz. Çalışmalarımızda etik
kuralları aşmamaya çok dikkat ediyoruz" diyor.
Uzmanların söylediklerine göre, kök hücre terapisi çaresiz
hastalıkların tedavisinde umut vaat ediyor. En etkili kök hücreler de
embriyonik kök hücreler. Ancak bunları kopyalamak, hatta bilimsel
çalışmalar yapmak, tedavi amaçlı da olsa pek çok ülkede yasak. Üreme
amaçlı embriyo klonlamanın ahlaka aykırı olduğunu belirten Bayık,
"Sadece tedavi amaçlı embriyo klonlamanın etik olduğunu düşünüyorum.
Ancak buna da karşı çıkanlar var. Embriyonun gelişmesine izin verilse
insan olacak, ama kök hücreler tedavi amaçlı alınıp embriyo öldürülüyor
diyorlar. Tedavi amaçlı klonlamayla insan klonlama arasındaki fark çok
az. Tedavi amaçlı klonlamada da bir insan embriyonu klonlanıyor, ancak
onun kök hücrelerini ayıklayarak bir insana dönüşmesini
engelliyorsunuz. Yani embriyonu imha ediyorsunuz. Embriyonun büyümesine
izin verip, daha sonra bir kadının rahmine yerleştirseniz, insan
klonlamış ve doğumuna izin vermiş olursunuz" diyor.
Tedavi amaçlı klonlama
Kök hücre nakillerinde, tıpkı organ nakillerinde olduğu gibi doku uyumu
büyük sorun. Yani vücut, nakledilen kök hücreleri reddediyor. Zaten
tedavi amaçlı embriyo klonlama işlemi de başlıca bu doku uyumu sorununu
ortadan kaldırmak için gerçekleştirildi. Prof. Bayık, "Örneğin felçli
bir hastanın derisinden bir parça, ya da vücudundan herhangi bir hücre
alınıyor. Gönüllü bir kadının yumurtasının çekirdeği çıkarılıyor,
hastanın deri hücresindeki tüm genetik materyali içeren çekirdek, bu
çekirdeksiz yumurtanın içine yerleştiriliyor. Tıpkı yumurtanın sarısını
çıkarıp, içine başka bir top yerleştirir gibi. Bu durumda yumurta
kendini döllenmiş zannederek bölünmeye başlıyor. Bu embriyo blastosist
rahme konmadan önceki son aşama safhasına gelip olgunlaştığında ise iç
hücre kitlesinden kök hücreler ayıklanarak deney tüplerinde istenen
dokuya, örneğin sinir hücrelerine dönüştürülerek vücuttaki hasarlı
bölgeye orayı tamir etmesi için yerleştirilebilir. Bu hücreler kişinin
kendi kök hücreleri olduğu için de vücut bunu reddetmez. İşte bu,
tedavi amaçlı embriyo klonlama. Yani bir insan yapılmıyor. Ancak bütün
bunlar henüz teoride mümkün. Bu konuda aşılması gereken daha çok sorun
var" diyor.
İnsanın kendi vücudunda neredeyse embriyonik kök hücre kadar büyük
potansiyele sahip olan, ancak vücutta gizli bulunan kök hücrelerden de
söz ediyor bilim adamları. Bunları bulmak için de çalışmalar sürüyor.
Eğer bulunur ve tanımlanırsa belki de embriyo klonlamaya, embriyolardan
kök hücre elde etmek için uğraşmaya bile gerek kalmayacak. Türkiyede ve
dünyada en çok bilinen ve kullanılan kandaki kök hücreler. Bu hücreler
kemik iliği naklinde kullanılan temel hücreler. Ancak kanda dolaşan kök
hücrelerin sayısı düşük. Bu nedenle uzmanlar birtakım ilaçlarla kök
hücrelerin kemik iliğinden daha fazla kana karışması ve kandaki kök
hücre sayının artması için uğraşıyorlar. "Özel makinelerle bu kök
hücreler kandan toplanır. Yeterli sayıda toplanabilirse, kemik iliği
nakli yaparken kişinin bu kendi hücrelerini kullanabilirsiniz. Böylece
reddetme de olmaz" diyor Prof. Bayık. Kök hücreler yoğun olarak bir de
bebeklerin göbek kordonunda var. Ancak Türkiyede bu iş iyice ticarete
dönüşmüş durumda. Her köşede bir kordon kanı bankası var, herkes
çocuğunun kordon kanını saklıyor ve insanlar bilgilendirmeden bu kök
hücreler her derde deva olarak gösteriliyor. Kordon kanını saklamak
elbette mantıklı olabilir, ancak uzmanlara göre bu konuda daha pek çok
soru işaretinin varolduğunu da insanlara söylemek şart.
Burun Akıntısı Ve Kurtulmak İcin Yapılması Gerekenler
Daha öncede söylediğimiz gibi hepatit B virüsü ile
karşılaşmış insanların 90ı interferon tedavisi almadan veya herhangi
bir zarara uğramadan bu virüsten kurtulabilir. Ancak ne yazık ki 5 ile
10u bunu başaramaz. Bu gruptakilerin bir kısmı daha önce tanımladığımız
gibi taşıyıcı olurlarken bir kısmı da kronik hepatit B hastası
olurlar...
Kimler tedavi edilecektir?
Tedaviden önce doktorunuz kanınızda hepatit virüsünün varlığını ve
karaciğerinizdeki hasarın derecesini kontrol edecektir. Daha önce de
söylediğimiz gibi, eğer karaciğeriniz çok hasta ise interferon sizi
iyileştireceğine daha da kötüleştirir. Doktorunuz kanınızdaki virüsün
miktarına HBV DNA tayini adı verilen bir testle bakarak interferon
tedavisinden yarar görüp, görmeyeceğinize, görecekseniz ne kadar
göreceğinize karar verir. Virüs düzeyi düşük olan insanlar virüs düzeyi
yüksek olanlara göre interferon tedavisinden daha fazla yarar sağlar.
Tedavi öncesi ve gerekirse tedavi sonrasında yapılacak karaciğer
biyopsileri de teşhis ve tedavi için yol göstericidir.
Tedaviden ne beklenilmeli?
Kronik hepatit B tedavisi boyunca 6 veya 12 ay boyunca haftada üç kere interferon iğneleri vurulursunuz.
Ne kadar süre önce virüsle infekte olduğunuz tedaviye cevap verme
olasılığınızı etkileyen bir faktördür. Ancak yine de hangi hastaların
interferon tedavisine yanıt vereceğini söylemek güçtür. Tedavi edilen
kronik hepatit B hastalarının yaklaşık yarısı tedaviden yarar görür.
Tedaviyle kandaki virüs miktarı düşecek, karaciğer hasarı azalacak ve
hastalığın semptomları gerileyecektir. Yapılan klinik çalışmalarda
interferon tedavisi alan hastaların 45inin kanının zaman içerisinde
tamamen virüsten temizlendiği görülmüştür. Tedavi esnasında doktorunuz
hastalığınızın seyrini kontrol etmek için sık aralıklarla ALT
seviyelerinizi takip edecektir. Ayrıca HBe Ag veya HBV DNA
seviyelerinizi de kontrol ederek kanınızda hala aktif olarak çoğalan
virüs olup olmadığını, varsa da hangi düzeyde olduğunu tesbit edecektir.
İnterferon etkilerinden biri de bağışıklık sistemini harekete geçirerek
vücudun infekte hücrelere saldırısını artırmaktır. Bu nedenle bazen
interferon kullanımınız sırasında kendinizi interferondan önceki
halinizden daha kötü hissedebilirsiniz. Bu duruma biz "alevlenme"
diyoruz. Bu iyiye işarat olabilir çünkü genelde interferon tedavisine
tedavi sonunda yanıt veren hastalarda bu görülmektedir.
Kanınızın virüsten tamamen temizlenmesi çok zaman alabilir. Sonuç
olarak, HBsAG testiniz tedaviden haftalar veya yıllar sonra bile hala
pozitif olabilir. Bazı insanlar sonsuza dek virüsten kurtulurken,
bazıları ne yazık ki ilacın virüsü kandan tam olarak yok edememesi
nedeniyle tekrar hastalanırlar. Biz buna "relaps" diyoruz. Eğer
hastalığınız relaps olmuşsa doktorunuz size ya yeni bir interferon
tedavisi ya da daha değişik bir tedavi önerecektir.
Unutmayın, virüs kanınızdan tamamen temizlenmiş olsa bile karaciğerinizin eski haline gelmesi uzun zaman alabilir.
Hepatit B de diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Yakın zamana kadar tedavide tek seçenek İnterferon idi. Son yıllarda
kullanım alanına giren "Lamuvidine" etken maddesini taşıyan ilaç bu
alanda yeni bir ümit kaynağı olmuştur. Günde tek tablet olarak alınan
ve önemli yan etkileri olmayan bu ilaçla alınan sonuçlar en az
interferon tedavisi ile elde edilenler düzeyindedir. Tek sorun
tedaviden sonra nüks görülme ihtimalinin daha yüksek olmasıdır.
Ülser Nedir,Belirtileri ve Tedavisi,
Tedavi Şekilleri, Hastaların çoğunda en belirgin
semptom ağrıdır. Dolayısıyla tedaviden öncelikle beklenen, ağrının bir
an önce giderilmesidir. Tedavide iki önemli nokta gözönünde
bulundurulmalıdır, Ülserin iyileşmesi ve semptomların giderilmesi için
akut tedavi, Gerekli durumlarda, uzun süreli idame tedavisi ile ülser
nükslerinin önlenmesi...
Tedavide Kullanılan Başlıca İlaçlar
Mide Asidindeki Yükselmeye Karşı İlaçlar
H2 reseptör antagonistleri
Proton pompası inhibitörleri
Ülser Nedeninin Helicobacter Pylori Olduğu Durumlarda, Organizmanın Eradikasyonuna Yönelik İlaçlar
Ranitidin bizmut sitrat + antibiyotikler
H2 reseptör antagonistleri + antibiyotikler
Proton pompası inhibitörleri + antibiyotikler
İdame Tedavisi Gerektiren Durumlar
İdame tedavisi, hastaların her gün tablet aldığı, uzun süreli
tedavidir. Yaşlı ve ağır ülser vakası olan hastalarda tavsiye
edilmektedir. Yalnız sınırlı sayıda antiülser ilacı idame tedavisinde
kullanılabilir. Orijinal ranitidin gibi H2 reseptör antagonistleri
idame tedavisinde başlıca kullanılan ilaçlardır
Gastrit ve Duodenit
Mide ve oniki parmak barsağı iltihaplarıdır. Başlıca semptomlar gaz,
geğirme, bulantı, iştahsızlık, dispepsi ve karnın yukarı kısmında
rahatsızlık hissidir.
Gastroözofageal Reflü Hastalığı
Reflü, asidik mide içeriğinin yemek borusuna özofagus geri dönüşüdür.
Yemek borusu üstündeki kemik sternum arkasında yanma hissi, asidik, acı
ve ekşi sıvının boğaza ve ağza gelişi sık ve uzun süreli periyodlar
halinde tekrarlarsa, gastroözofageal reflü hastalığı oluşur. Bu
hastalığın tedavisi için H2 reseptör antagonistleri veya proton pompası
inhibitörü kullanılabilir. İlaç tedavisinin yanısıra şu konulara dikkat
edilmelidir:
Baharatlı, asitli yiyeceklerden, çikolata gibi yağlı gıdalardan, turunçgiller ve meyve sularından uzak durun.
Çay, alkol, kolalı içecekler ve hatta kafeinsiz kahve alımlarınızı sınırlayın.
Kilonuza dikkat edin. Fazla kilolarınızdan kurtulun.
Aşırı yemek yemeyin. Her zaman ölçülü yiyin.
Sigarayı bırakın, veya en azından azaltın.
Yemekten hemen sonra spor yapmayın.
Yatmadan evvel atıştırmayın. Yemeklerinizi yatmadan en az 3 -4 saat önce yiyin.
Yatağınızın başucunu yükseltin veya ilave yastık kullanın.
Haftada 3 veya daha fazla antiasit alıyorsanız, doktorunuza başvurun.
Sedef Hastalığı Hakkında Bilgi
Sedef hastalığı immunogen etik bir hastalıktır. Irsidir ve vücudun
bağışıklık sistemi ile ilgilidir. iklim, yiyecekler, enfeksiyonlar,
depresyon ve hastaların psikolojik durumları hastalığı azdırır veya
davet eder, ancak sebebi değildir.
Sedefi fototerapi, cilde sürülen ilaçlar ve ağızdan alınan ilaçlar ile tedavi edilir
Fototerapi
iki şekilde yapılır: UVB ışınları dalga boyu 290-320 nm ve PUVA. Tedavi
merkezimizde iki çesit tedaviyi de gerçekleştirecek cihazlarımız
bulunmaktadır. Bu cihazlar ile bütün vücuda ele, ayağa, kola, bacağa ve
başa ayrı ayrı ultraviole ışınları vermek mümkündür. Bu iki çeşit
tedavi de derinin rengine ve hastanın toleransına göre ayarlanır.
UVB ışınlarıyla tedaviye başlamadan önce MED Minimum eritem dozu tespit
edilir ve her gün bu tespit edilen dozun 50 oranında artırılarak UVB
ışınları verilir. En az 12 tedavi gerekir.
İkinci tedavi yontemi olan PUVAda dalga boyu 320-400 nm derinin daha
derin tabakalarına nüfuz eder. PUVA tedavisi ilaçla ışın tedavisinin
karışımıdır. Ağızdan ilaç verildikten bir-iki saat sonra UVA ışınları
verilir.
Sinüzit
Tüm dünyada oldukça yaygın görülen bu hastalık özellikle kış aylarına
girişte artan viral üst solunum yolları hastalıklarının uzaması halinde
sık sık tekrarlayarak müzminleşmiş sorunlara yol açabiliyor. Sinüziti
olan pek çok hastanın bu tekrarlamalar sırasında hayat kalitelerini
bozan burun tıkanıklığı , burun ve geniz akıntısı, baş ağrısı, öksürük,
halsizlik, dikkat kusuru gibi yakınmaları oluyor...
Bu
yakınmalar içerisindeki hastaların çalışma günü kayıpları da ulusal
ekonomi açısından göz ardı edilemeyecek kadar önemli olabiliyor. Bu
konuda sık karşılaşılan soruları yanıtlamaya çalışalım.
Sinüsler nedir ne işe yararlar?
Sinüsler yüz ve kafa kemiklerimizin içerisinde yer alan içi havalı
boşluklardır. Üst çene kemiğinde karşılıklı iki büyük yanak sinüsü,
alın kemiği içerisinde bir büyük alın sinüsü, gözlerin arasına
yerleşmiş küçük odacıklardan oluşan etmoid sinüsler ve kafa tabanında
yerleşmiş bir de derin bir sinüsümüz bulunmakta.
Sinüslerimizin en önemli görevleri salgıladıkları salgı ile bütün üst solunum yollarını sürekli temizlemektir.
Sinüzit ne demektir?
Bahsedilen bu sinüslerin ayrı ayrı yada sadece bir yüz yarısında yada
hep birlikte iltahaplanma haline sinüzit denilmektedir. Örneğin 10-15
günden beri sürmekte olan bir nezle tablosu aslında bir akut
sinüzittir. Yıllarca tekrarlayan belirtilerle karşılaşıyorsak sinüzitin
kronikleşmiş olduğu söylenebilir.
Sinüzitlerin sebepleri nelerdir?
Genel olarak söylemek gerekirse sinüsleri temizleyen ince kanallar
tıkanırsa sinüzit hastalığı başlar. Bu tıkanıklık tedavi ile yada
kendiliğinden açılırsa sinüzit iyileşir ama eğer açılamazsa hastalık
kronikleşir. Sinüs kanallarının tıkanıklığına bazı burun içi ve
sinüslerle ilgili yapısal koşullar, tekrarlayan üst solunum yolu
infeksiyonları, allerjik sebepler, polip ve geniz eti gibi oluşumlar
yol açabilir. Bazı kalıtsal sorunlar ve bağışıklık sorunları da
sinüzitin diğer sebepleridir.
Sinüzitin belirtileri nelerdir ?
Burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı, burundan konuşma, koku
duyusu bozuklukları, sık sık nezle grip olma ve bunların kolay kolay
geçmeyişi, özellikle çocuklarda daha fazla olmak üzere inatçı
öksürükler. Sanıldığının aksine akut sinüzitlerin dışında baş ağrıları
sinüzitte sık değildir. Burada baş ağrılarına yol açan iltihabi olaydan
çok burun içerisinde sinüs kanallarını etkileyen diğer bazı yapısal
koşullardır.
Çocuklarda da sinüzit olabiliyor mu?
Evet. Çocuklar daha sık viral üst solunum yolu infeksiyonlarına
yakalandıkları için ve sinüsleri henüz tam olarak kendilerini
temizleyemedikleri için daha kolay sinüzite yakalanabilirler. Ayrıca
halk arasında geniz eti denilen adenoid varlığı ve bazı anatomik
koşullar da sinüzit oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ancak çocuk
sinüzitlerini teşhis koymak, izlemek ve tedavi etmek açısından
erişkinlerinkinden farklı olarak ele almak gerekir.
Sinüzitin teşhisi nasıl yapılır?
Sinüzitin teşhisi küçük endoskoplarla yapılan bir kaç dakikalık ve
günümüzde iyice basitleşmiş bir muayene ile konulabilir çoğu kez.
Endoskopik muayeneye ek olarak bazı durumlarda tomografi istenebilir.
Hastaların çoğunda tomografinin tekrarlanmasına hiç gerek yoktur.
Sinüzitin tedavisi nasıl yapılmaktadır?
Sinüzitlerin tedavisi günümüzde çok kolaylaştı. Akut sinüzitlerin
tedavisinde yeni çıkan pek çok antibiyotik mevcut. Burada önemli olan
antibiyotiklerin hastalar tarafından uzunca bir süre sayılabilecek bir
süre kadar yani 2-3 hafta boyunca kullanılmasına dikkat edilmesi.
Antibiyotiklerin yanı sıra bazı destekleyici ilaçlarda beraberinde
verilmektedir. Hastaları korkutan daha çok ameliyat tedavileri.
Kronikleşmiş sinüzitlerde uygulanan ameliyatlar da günümüzde hasta açısından çok kolaylaşmış durumda aslında.
Sinüzitlerde ne zaman ameliyat gerekiyor?
Kronikleşmiş sinüzitlerde eğer endoskopik muayene ve tomografik
incelemede sinüsün kendisini temizlediği kanalların ağzı tıkanmışsa ve
bu tıkanıklık uygulanan ilaç tedavileri ile açılmamış ise ameliyat
gerekiyor. Ayrıca sinüzitlerin göz ve kafa içerisine yayıldıkları
komplikasyon durumlarında acil ameliyatlar da gerekebiliyor .
Sinüzit tedavisinde ne tür ameliyatlar yapılıyor?
Günümüzde sinüs ameliyatları artık neredeyse tamamen endoskopik olarak
yapılmakta. Burada muayene sırasında kullanılan endoskoplarla yakın
zamanda geliştirilmiş ince araçlar kullanılıyor. Tamamen burun
içerisinden girilerek sinüslerin kendi doğal kanalları açılıyor bu
sırada başka hiç bir anatomik yapıya zarar vermeden çalışmak gerekiyor.
Çoğunlukla genel anestezi tercih ediliyor. Ayrıca teknolojik olarak
desteklenmiş ameliyathane koşullarını ve bu konuda özel eğitim almış
deneyimli uzmanların varlığını gerektiriyor.
Sinüzit ameliyatlarında en çok korkulan hastaların burun içerisine
konan tamponlar, bu konuda acaba yeni gelişmeler var mı? Gerçekten
hastaların önemli bir kısmı ameliyattan çok tampon konulmasından
korkuyor. Bu korku yakın zamana kadar yaygın olarak konulan gazlı bez
tamponlar nedeniyle oldu. Günümüzde endoskopik sinüs cerrahisinde
deneyimli bir uzman uygun durumlarda örneğin hastaların yarısına hiç
tampon koymadan ameliyatı bitirebilir. Ayrıca eğer tampon koymak
gerekirse gazlı bez tamponlar değil sadece sinüslere konulan sünger
yapısındaki küçük tamponlar tercih edilmelidir ki zaten bu durumda hem
hastanın rahatlığı yüksek olmakta hemde iyileşme daha sorunsuz
gerçekleşmektedir .
Sinüzit ameliyatlarında günümüzdeki başarı oranı nedir?
Halk arasında ameliyat sonrası sinüzitin yeniden tekrarladığına dair
yaygın bir inanış var. Bu daha çok eski tip sinüzit ameliyatlarının
yapıldığı yıllardan kalma bir bilgi. Endoskopik sinüs cerrahisinde
başarı pek çok faktöre bağlı.
Bir tek sinüzit hastalığı ve bir tek sinüs cerrahisi tekniği yok. Yani
her hasta aynı değil. Örneğin sadece sinüs kanallarının daralmış yada
tıkalı olduğu basit tekrarlayan sinüzitlerde başarı oranı 90ların
üzerinde iken tüm sinüsleri tutan bir yaygın polipli sinüzitte başarı
daha düşük, tek bir sinüsün tutulduğu durumda başarı tam olabilirken
allerjik zemine bağlı sinüzitler de sıklığı ve ağırlığı azalmış olmakla
beraber tekrarlamalar olası. Ayrıca ameliyat tedavisinden sonra uygun
bir ilaç tedavisi ve düzenli bir hasta izlenimi, ameliyat sırasında
kullanılan donanım ve doktorun bu konudaki özel deneyimi başarıyı
etkileyen diğer faktörler.
Sinüzitten nasıl korunabiliriz?
Özellikle sık tekrarlayan üst solunum yolları sinüzite yol
açabileceğinden basit bir nezle bile önemsenmeli. Uzun sürebilecek
burun tıkanıklıklarına izin verilmemeli. Sigara içilmemesi, kirli hava
ve klimalı ortamlarda uzun kalınmaması kişinin kendisinin alabileceği
başlıca önlemler. Üst solunum yolu allerjisi olanların da mutlaka bir
KBB Uzmanına görünmesi önerilir.










